Yonca Ertürk ve Nermin Er’le Rimolar ve Zimolar seansı

“BARIŞI, ‘ÖTEKİ’ İLE DİYALOĞUN ÖNEMİNİ ANLATAN BİR KUKLA FİLMİ”

Bu seansta iki konuğum var; şu an vizyonda olan ve hem çocuklar hem de herkes tarafından büyük beğeniyle izlenen Rimolar ve Zimolar: Kasabada Barış filminin yapımcısı Yonca Ertürk ve karakter tasarımcısı Nermin Er’le birlikteyim. Türkiye’nin ilk kukla sinema filmine imza atan harika kadınlar onlar! Tamamıyla el yapımı olan bu başarılı projeyi hayata geçirdiler ve Türk filmciliğinde çığır açtılar. Fragmanı izlediğimde dünya standartlarında bir yapım olduğunu düşündüm. Filmi izleyince de çok eğlendim ve hayran oldum. Ardından soluğu yaratıcılarının ofisinde aldım. Rimolar ve Zimolar’ın tüm sırlarını öğrenmek üzere derhal basıyorum düğmeye. İşte kayıt…

afis_rimo zimo_mini

Nasıl doğdu Türkiye’nin ilk kukla filmi projesi?

Yonca Ertürk: Biz Nermin’le uzun zamandır arkadaşız. Ve zaten çok iyi bir karakter tasarımcı. Ayrıca harika kukla oynatıcılarımız var. Reklamlar, TV programları yaptık daha önce beraber. Bu defa da film yapalım, çocuklarla ilgili olsun, güzel de bir hikâyesi olsun dedik. Nasıl gerçekleştireceğiz deyince kuklaya geldik, çünkü animasyon daha uzun, daha kalabalık, daha büyük bütçeler. Prodüksiyon tercihinden doğdu yani aslında. Sonra Nermin karakterleri tasarladı, proje hazırlandı, senaryoyu yazmaya başladık ve bir anda çıktı…

Ne kadar zaman aldı bütün bu süreç?

Nermin Er: 2013’ün şubatında konuşmaya başladık. Hikâyeyi ve karakterleri çıkardıktan sonra senaryo grubuyla çalışmaya başladık. 2014’ün mart ayında Kültür Bakanlığı’ndan destek çıktıktan sonra da haziranda çektik. 20 çekim günü ama ön hazırlığı uzun bir iş bu. Çok iyi hazırlanmanız gerekiyor. Sahne sahne çizdik İsmet’le beraber (İsmet Kurtuluş, diğer yönetmen). 600’den fazla kareyle bütün hikâyeyi çizdik. Sürprize açık bir teknik değil çünkü bu. Sete girdiğiniz anda ne yapacağınızı biliyor olmanız gerek.

Gerçek dekor mu filmde gördüğümüz her şey?

Yonca Ertürk: Evet her şey dekor. Zort Zort Böcekleri’nin dumanları animasyon sadece. Onun dışında her şey filmin dünyasına göre özel tasarlandı. Aksesuarlar karakterlerin boylarına göre uyarlandı. Bütün film bizzat el emeği göz nuru.

El yapımı bir kukla filmimiz oldu sonunda! Yıllar yılı yapılamayan bir şey yapılıverdi sayenizde. Yapılabiliyor muymuş demek ki?

Nermin Er: Kesinlikle öyle bir bünye var. Çok iyi kukla oynatıcılarımız var, geçmişte birlikte birçok tecrübe yaşadığımız. E Yonca da ben de bu işi neredeyse 20 yıldır yapıyoruz. O prodüksiyon kısmını yapıyor, ben karakter tasarım-uygulama kısmını yapıyorum. İsmet bir sürü reklam filmi çekti. Birikimlerimize baktığınızda bunun yapılabilmesinden daha doğal bir şey yok aslında. İlk olmaktan dolayı bazı sürprizli tavırlar yaşadık ama bizi çok etkilemedi, engellemedi bu.

Pahalı bir iş mi kukla filmi Türkiye’de?

Y. Ertürk: Normal bir filmden çok fazla bir farkı yok aslında. Oyuncularınız var (kukla oynatıcılar), dekorunuz var, çekim gününüz var, kameranız var, her şeyiniz var. Animasyondan tabii ki daha kısa sürüyor gerçek çekimle yaptığınız için. Bütçesi de normal bir film kadar. Projeye katılan herkesten çok destek aldığımız için de bütçemiz çok çok yükselmedi. Ama kukla ucuz bir iş değil.

Oyuncular yani kukla oynatıcı ekip kaç kişi?

Y. Ertürk: 3 ana kuklacı, 8 yardımcı kuklacı. Ayrıca tutucular vardı ki hepimiz tuttuk kimi sahnelerde.

N. Er: Hepsi tiyatro oyuncusu. Dizilerde, sinema filmlerinde rol alıyorlar. Kukla oynatıcılığı ise çok özel, bambaşka bir iş. Kişisel yetenek ve geliştirmeyle ilgili bir şey. Büyük özveriyle ve yapa yapa, zamanında daha tecrübelilerden göre göre öğrenen kişiler bunlar. Dolayısıyla biz o bakımdan çok şanslıydık. Üç harika kuklacımız vardı; Şevket Süha Tezel, Nazmi Sinan Mıhçı ve S. Erhan Özdemir.

Y. Ertürk: Bir kuklayı tutmak bile çok zor. Hiç bilmeyen için sadece dik tutmak, doğru baktırmak vesaire bayağı zor şeyler. Ki bizim filmde bayağı oyunculuk var, aksiyon sahneleri var.

El kuklası mıydı sizinkiler? Kaç tip kukla var normalde?

N. Er: Evet, el kuklası bizimkiler. Onun dışında ipli kuklalar var, bir de ‘animatronics’ kuklalar var. Yani lateks ve içinde oynak parçaları olan kuklalar. Onlarda mekanizmayla da boğuşmak gerekir. El kuklasında ise, oyuncu bütün gücünü oyununa verir.

Sesli mi çekiliyor, replikler nasıl oluyor?

N. Er: Evet, pilot ses alıyoruz. Lip-sing çok önemli. Oyuncular, senaryoda yazan metni kuklayla beraber çalışıyorlar ve bilfiil konuşarak oynuyorlar.

Y. Ertürk: Ve bütün oyunu yaratıyorlar çekimde. Böylece dublajda da çok doğru bir referansı oluyor dublajcının.

Kaç kukla karakter var filmde?

N. Er: Toplam 40 karakter. 8 ana karakterimiz ve yarın bir gün meşhur olmaya müsait pek çok yan karakterimiz var. Ve hiçbiri copy-paste değil. Çok özenle çalışıldılar.

Çocuk filmi ama yetişkinleri de bağlıyor. Dramatik çatışmanın ana meselesi romantik bir kalp kırıklığı. Kıyamam! 🙂

Y. Ertürk: Evet! (Kahkahalar) Çok karikatürize edilmiş bir şey bu ama aslında kaç düşmanlık veya ayrılık bundan çok daha ciddi bir sebebe dayanıyor ki?

N. Er: O bizim çok kıymetli bulduğumuz bir şey. Hem esprili bir durum, hem de aslında bir parçacık gerçeklik payı var.

Y. Ertürk: Tamamen şapşallıktan küsmüşler! Biz kendimiz çok eğleniyoruz bundan dolayı.

Şarkı da çok güzel bir yerde giriyor ve çok önemli bir rolü var. Çaça Nene’yi seslendiren Janset söyledi değil mi?

Y. Ertürk: Evet, Kerem Doğrar ve Elif Bleda yaptılar filmin her yerinin her müziğini. Flashback’lerdeki nostaljik müzikler de dahil olmak üzere onların bestesidir. Sıfırdan bestelendi her şey. Çok mükemmel bir iş yaptılar. Janset de çok güzel söyledi. Yekta’nın (Yekta Kopan) arada bir tane hip hop’u var, keşke daha uzun olabilseydi ama şimdilik böyle. Müziklerimizden çok memnunuz, çok mutluyuz.

Foley Art’a gelirsek, yani müzik dışındaki seslerin dizaynı. Çok ağır iş olsa gerek?

Y. Ertürk: Murat Çelikkol yaptı ses tasarımını. Dublajları burada kaydettik. Murat’ın çalışmak istediği bir Foley stüdyosu vardı Londra’da, epeyi ödüllü bir stüdyo. Filmimizin tek ecnebi unsuru da o aslında. Film tamamen pilot ses ve stüdyo sesiyle kaydedildiği için aslında sıfır ses oluyor üstünde. Dolayısıyla seslendirme zaten sıfırdan yapılıyor. Üzerine de kuklanın taktığı kolyenin şıngırtısından yürüme sesine, arkadaki kuş sesine, köpek havlamasına, çocuk seslerine vesaire bütün sesler tek tek sonradan yapılıyor.

N. Er: Gördüğünüz ama isimlendiremediğiniz, size orada olduğunuzu hissettiren atmosferi ambiansı oraya doğru koymazsanız çok yara alır film. O bakımdan da çok güzel çalıştılar.

Y. Ertürk: Çok dev bir ses bandıyla geldi bize Londra’dan. Hatta azalttık birazını. Çünkü onlar ne görüyorlarsa hepsinin sesini koyuyorlar. Siz oradan amacınıza göre seçip kullanıyorsunuz.

İki yönetmen arasında işbölümü nasıldı?

Y. Er: Ben animasyon ve kukla karakterler tasarladım yıllarca. Onun dışında basit bir iki masaüstü reklam filmi yönettim ancak bu tip büyük bir yönetmenlik yapmamıştım daha önce. İsmet Kurtuluş ise deneyimli bir yönetmendi. Birçok reklam filmi, kısa filmler ve klipler çekmişti. Benim kukla deneyimim onun çekim deneyimi, setteki iş bölümümüz de bu yönde oldu.

Seslendirenler kadronuz çok havalı ve renkli bu arada…

Y. Ertürk: Evet, Janset, Yekta Kopan çok erken katıldılar projeye ve çok destek verdiler bize. Sonra hemen her konuştuğumuz kişi de sağolsun bayılarak geldi. Ezgi Mola, Hayko Cepkin, Akasya Asıltürkmen, Fatih Ürek… Ezel Akay zaten çok eski yönetmenim arkadaşım benim, Banu Güven öyle. Memnuniyetle katıldılar, severek çalıştılar, bizi çok mutlu ettiler. Dublaj yönetmenimiz Özgür Özdural da çok güzel iş çıkardı tabii.

Bu kukla filmi çocuklara ve hepimize ne anlatıyor? Amacı ne?

N. Er: Sözü barış olan bir şey yapmak istedik başından beri. Bir sürü başlık var çok önemli ama hakikaten günümüzün cümlesidir barış. Diyalog ve ‘öteki’nden korkmamak… Öteki senin için hep öteki, sen de onun için öteki olabilirsin ama bu yaklaşımı ortadan kaldırmak birçok şeyin çözümü olabilir. İçin için yandığımız şey buydu. Başlığı barış, kelimesi barış. Bunu vurgulayalım ama çocukları da baymadan, parmak sallamadan anlatalım istedik.

Senaryo aşaması nasıl yürüdü?

Y. Ertürk: Nermin’le birlikte oluşturduk ana hikâyeyi. Sonra Süreyya Kıral ve Edip Ekal bize katıldılar. En son halini storyboard’lar çizilirken aldı. Kurgusal olarak, ritm olarak nasıl yapacağız kısmı bayağı full bir ekip çalışması oldu. Kuklanın imkânlarına ve imkânsızlıklarına göre revize ettik. Aksiyonlara göre revize ettik. İnce ince çalıştık üzerinde.

Gerçekten de Türk sinemasının meşhur senaryo sorunu yok sizin filminizde! Fıstık gibi akıyor baştan sona. Temposu, duygusu, eğlencesi nefis. Nasıl başardınız?

N. Er: Yonca’yla hikâyeyi ilk kurduğumuz zaman 8-10 kareyle bütün hikâyeyi resimlemiştik biz. Çatısı belli olsun, şöyle başlasın, şöyle gelişsin, şöyle de finalize olsun şeklinde. Sonraki aşamalarda da bunu hep korumaya çalıştık. Araları neşelendirdik, coşturduk, kendi içinde gezdirdik vesaire ama o ilk başta kurduğumuz iskeleti olabildiği kadar koruduk. Öyle olunca da çalıştı galiba. Hikâyeyi öz ve yalın tutmak belki buna neden olmuştur.

Y. Ertürk: Senaristlerimiz de işin matematiğine çok hakimler. İsmet Kurtuluş da çok titiz biri. Artı ön hazırlığın, bütün filmi gözümüzle görmüşçesine hazırlanmamızın etkisi de vardır.

Harika! Eklemek istediğiniz bir şey?

26 Aralık Cuma, Ankara Antares Sineması’nda görme ve işitme engelli çocuklar için özel bir gösterimimiz var. Özel işaret dili ve altyazısı yerleştirilmiş ve de sesli betimlemesi yapılmış bir versiyon hazırladık. Amacımız, hazır vizyondayken engelli çocuklar da bu filme ulaşsın. İstanbul’da da özel gösterimlerimiz olacak bu anlamda, organizasyon için çalışıyoruz şu an. Göstermek isteyen salon olursa da tekliflere açığız ekip olarak.

Devamı olacak mı Rimolar ve Zimolar’ın?

Y. Ertürk: Seyirci isterse olur tabii…

Seansımız burada biter sevgili sevgili sinemaskop randevular takipçisi. Rimolar ve Zimolar beni hem çok eğlendirdi hem de çok şey öğretti. Yeni seansta vizyondan yeni bir film ve yepyeni sinema tecrübeleriyle buluşuncaya kadar herkese iyi seyirler!   

Sevim Gözay – Aralık 2014

afis_rimolar