Şevket Çoruh’la Çakallarla Dans 3 seansı

“YÖNETMENLİĞİN SİNEMADAKİ DUYGUSUNU MERAK EDİYORUM”

Bugünkü konuğum sevilen oyuncu Şevket Çoruh. Önce ‘İnşaat 2’ ve şimdi de ‘Çakallarla Dans: Sıfır Sıkıntı’ filmiyle vizyonda. Bizim tanışıklığımızsa epey eski. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin ilk öğrencileri olarak o köşkün bahçesinde buluşuvermiştik geçen yüzyılda tesadüfen. Yıllar yılı kendini izleteceği ilk bakışta belli olanlardandı Şevket, nitekim öyle de oldu. Dokuz sezondur Arka Sokaklar dizisiyle ekranların vazgeçilmezlerinden olduğu gibi, 2003’ten bu yana neredeyse her sezon bir veya iki sinema filmiyle filmografisini zenginleştiriyor. Bu arada tiyatroyu da ihmal etmiyor. Bütün bunlara nasıl yetişiyor bilmiyorum, merak ediyorum. İstanbul’un bir ucundaki dizi setinde buluşuyoruz. Hazır mola sürerken hemen basıyorum düğmeye. İşte kayıt!

afis_cakallarla dans

Yorumlardan takip ettiğime göre coşkulu başladı Çakallarla Dans: Sıfır Sıkıntı, gişe iyi olacak sanki?

Klasik hesap vardır ya, ilk üç günü 5’le çarpıyorsun. Yüzde seksen tutuyor. (Biz konuşurken ilk üç gün rakamı 380 bin olarak düşüyor internete. -SG)

Vee nasıl hissediyorsun serinin bu 3’üncü filminde?

Valla iyi. Bu sezon ilginç oldu İnşaat 2, Çakallar 3. Murat Şeker’in hem sinemaya bakış açısı hem buluşu diyebilirim, çok iyi bir denklemi var. Eski komedi filmlerindeki, Zeki-Metin ve yanlarında diğer oyuncular gibi bir ekip. O ekibi yan yana tutup, o ekibin yan yana gelişinden mizah çıkartması ve bunu da devam ettirmesi seyirciye sempatik geldi. Ve genç kafalı bir komedi. Şu anki internet bağımlısı gençliği yakaladı, onların nelerden etkilendiğini iyi gözlemiş bir yapısı var senaryonun. Eline sağlık Murat Şeker’in. Çekerken biz de bu filmin 1 ve 2’den çok daha eğlenceli olduğu hissindeydik. Eğlendirmek ve güldürmek amaçlı bir film zaten. ‘Çakallarla Dans’ın ana derdi buydu, onu da beceriyor, güzel bir film oldu.

Peki, merak ediyorum; niye sence Türkiye’de erkekler ister filmlerde ister gerçek hayatta, küfretmeden birbirleriyle konuşamıyor veya eğlenemiyorlar?

Ben küfretmeyi eğlenceli bulan biriyim, eğer ağzına yakışıyorsa. Çok marifetmiş gibi değil tabii ama edilmesi gereken bu kadar çok şey varsa edersiniz yani. Hayatımızın her yerinde var küfür. Tamamen bir Türkiye gerçeğidir bu. Edilmese de olur evet, ama “Allah kahretsin” veya “Aman Tanrım” falan mı diyecek mesela Gökhan karakteri? Bir tek şartı var -filmde de, hayatta da- rahatsız edici olmayacak, yerinde ve zamanında olacak.

“HAYATIMIN DÖRTTE BİRİ ‘ARKA SOKAKLAR’ SETİNDE GEÇTİ”

2003’ten 2014’e 13 film, 9 yıldır devam eden bir dizi, arada diğer diziler, reklam filmleri, tiyatro. Bu nasıl bir tempo?

Yorucu açıkçası, ama ben işimi hep çok sevdim ve severek yaptım. Sete de tiyatroya da hep severek gittim. Garip bir duygu, çünkü aslında birçok şeyden de vazgeçiyorsun. Bütün sezon dizide oynayıp, yazları bir bazen iki film çekip tekrar devam etmek zor. Ama âşıksan işine…

Âşık mısın hala?

Tabii ki. Hayallerin varsa, sinemayla oyunculukla hayaller kurabiliyorsan, dünyalar kurabiliyorsan o aşk devam ediyor sürekli.

“HAYATIMIN DÖRTTE BİRİNİ ARKA SOKAKLAR SETİNDE GEÇİRDİM”

Böyle devam mı o halde?

Tabii ama bundan sonra biraz daha kendi hayallerimin doğrultusunda film yapmak istiyorum. Şimdiye kadar hep başkalarının hayallerini gerçekleştirmek için vardım, büyük bir gönüllülükle. Ama artık biraz da kendi sinemamı düşünüyorum.

Sadece oyunculuk değil yazmak-çekmek de mi var aklında?

Her yerinde olabilirim. Projelerim var, bu da başka bir heyecan veriyor bana. Yönetmenlik yapmanın vereceği hazzı da merak ediyorum. Tiyatroda yaptım ama sinemadaki duygusunu merak ediyorum. Hem de kendimin yazdığı bir dünyanın içinde olmayı… Bunlar da ayakta tutuyor işte seni, yoksa çok zor gerçekten. Haftanın altı günü settesin, 90 dakikanın üzerinde bölüm çekiyorsun. İstanbul trafiğinde ve İstanbul’un içinde çekiyorsun, polisiye çekiyorsun. Bunu dokuz seneye yaydığın zaman inanılmaz. Hayatımın dörtte birini Arka Sokaklar setinde geçirdim.

“BİR TELEVİZYON KARAKTERİNİ DOKUZ SENE İNSANLARIN İLGİSİNİ AYAKTA TUTACAK ŞEKİLDE DEVAM ETTİREBİLMENİN HEYECANI DA AYRI.”

Yeşilçam’dan idolün ya da idollerin?

Tabii ki Münir Özkul, tabii ki Sadri Alışık. Komediyle dramatik oyunculuğu bu kadar güzel birleştirebilen, iki saniye içinde dünyanı değiştirebilen muhteşem oyuncular. O senaryolar o yönetmenler olmasa o filmler de olmazdı tabii. Türk sinemasında etkilendiğim çok oyuncu var. Biri ikisi değil çocukluğumuzdan itibaren seyrettiğimiz birçok film karakteri bizi çok etkilemiştir. Oyunculuğu öğrendiğim adam var mesela, Savaş Dinçel. Şener Şen… Hepsinden öğreniyorsunuz seyrettiğiniz zaman.

“KEŞKE MÜNİR ÖZKUL’U DAHA UZUN GÖREBİLSEYDİK SİNEMADA, YAŞLANDIĞI ZAMAN DA GÖREBİLSEYDİK.”

“Keşke beraber oynayabilseydim” dedirten kadınların kimler Yeşilçam’da?

Türkan Şoray tabii ki. Adile Naşit tabii ki. Hepsinin çok iyi oynadığı filmler var, tek tek ayırt edemem. Fatma Girik’in de çok iyi filmleri vardır, Filiz Hanım’ın da (Filiz Akın), Gülşen Hanım’ın da (Gülşen Bubikoğlu). Keşke şu anda da yapsalar, Türk sinemasının büyük kahrını çekmiş oyuncular onlar.

O dönemlere göre çok konforlu değil mi şimdi?

E tabii, ona yakın kamyonet, servis araçları, karavanlar vesaire. Bir tek minibüsle, o minibüsün üstüne dekoru ışığı bağlayarak kocaman kocaman filmler çekmişler o insanlar. Şimdi dijital ortamlar var, yanılma payları çok az, seyredebiliyorsun monitörden, neler neler. Şu an onlar televizyonda ya da sinemada olsunlar istiyorum, gördüğüm zaman da çok mutlu oluyorum.

Hayalini kurduğun bir ödül var mı? Oscar, Cannes, Sundance…

Büyüdükçe o tip şeylerden uzaklaşıyor insan gibi geliyor bana. Benim için ödül, hayalimi gerçekleştirmektir. Gönlün rahat bir yolda ilerliyorsan her yaptığın işte bunu hissedebiliyorsun. Sanat, evet ama ne yaparsak yapalım seyirciyle buluşması çok önemli. Hiç unutulmaması gereken şey budur.

“DEĞERLİ BİR FİLMİN SEYİRCİYLE BULUŞAMAMASI ÇOK YARALAYICI BİR ŞEY. HELE TÜRKİYE’DE SİNEMA YAPIYORSAN HAYAL KIRIKLIKLARINA ÇOK DAYANIKLI OLMAN LAZIM.”

Bugüne kadar sinemada başına gelen en acayip şey?

‘İnşaat’ filmi vizyona girerken (2003’te) reklam tanıtımları ‘Sinemalarda İnşaat Var’dı. Tam vizyona girdiği gün HSBC binası, İngiliz Konsolosluğu ve Kurtuluş’ta bombalar patladı. Ve girdiği sinemaların %50’si kapandı, insanlar sokağa çıkmadı, bakar mısın kadere? İstiklal Caddesindeki sinemaların tavanları çöktü, gerçekten inşaat oldu salonlarda! Filmin kaderi… Buna rağmen 300 binlere ulaştı, buna rağmen.

Son yıllarda izleyip çok etkilendiğin, bizden bir film?

‘Sonbahar’, bayıldım. Son dönemdeki bence en başarılı yapım. Ne söylediğini, ne yapmak istediğini çok iyi bilen. Çok tebrik ediyorum oyuncularını da, yönetmenini de. Çok etkilendim.

Yabancı bir grup insana Türkiye’deki sinemayı tarif etmen gerekiyor. 3 film hakkın var, hangi 3 film onlar?

Kitlenirim ben böyle sorularda ya, çok zor. Ama dur, sen yıllardır arkadaşımsın. ‘Yol’, ‘Ah Güzel İstanbul’ ve (Düşünüyor) ‘Sevmek Zamanı’.

Aynı grup bu defa Türkiye’nin en iyi oyuncularını soruyor, güncel?

Allahalla! (Kahkahalar) O kadar çok var ki. Çok zor soru. Mesela bir Zihni Göktay var, şu an itibariyle onu söyleyebilirim. Bir taraftan Ediz Hun var, bir taraftan Erkan Keka var.

Kadınlar?

Bir tarafta Binnur Kaya var, bir tarafta Nurgül Yeşilçay. Çok yetenekli çok oyuncu var bu ülkede.

Dünya sinemasından adamların kimler?

Tom Hanks, Robin Williams, çok severdim. Gene Hackman, Denzel Washington, Jim Carrey.

Hala Oscar’ı olmayışı ne tuhaf değil mi Jim Carrey’nin?

Ben Truman Show’la almadığında bayağı öfkelenmiştim. Oscar buralarda olsaydı basardım, “N’apıyorsunuz” diye. El işi gibi bir oyunculuk o.

Dünyadan kadınların?

Çok klasik tabii ama Meryl Streep yani, çok acayip. Marion Cotillard…

A, dün Twitter’da bir sinema eleştirmeni (ismi bana kalsın) Cotillard’ın gereğinden fazla abartılmış bir oyuncu olduğunu yazdı, biliyor musun?

O arkadaşın IQ’su düşük bence. Ben oyuncuyum ve onun Edith Piaf performansı gibi bir şey görmedim. Çok zor, çok kritik bir karakter Edith Piaf, bir çuval inciri berbat edebilirsin. Nasıl temiz ve sade sıyrılmış onun içinden, inanılmaz! En iyi biyografik filmlerden de biridir. (‘La Vie En Rose’, 2007)

Favori ülke sinemaların?

Bu ara İran ve Polonya, Doğu Avrupa sineması. Ama dünyanın her yerinde iyi filmler yapılıyor. Bir Hint filmi seyrediyorum aa, hiç beklemezken…

Nasıl filmleri seversin en çok?

Dönem filmlerine ve biyografilere bayılırım. 20’ler, 30’lar, 40’lar olsun çamurdan olsun. Oturur izlerim. Hayal gücünü seviyorum ama ‘Avatar’ benim filmim değildir meselâ.

Son oynadığın reklam filmi bir tartışmaya yol açtı. “Yuvarlak bizi bozar, köşeli olacak” mesajı homofobik bulundu ve tepki gördü. Ne düşünüyorsun?

Ben hiç öyle düşünmemiştim. Aslında bir ironisi var, sonunu “Aşkitom” diye bitiriyor. Rencide edici ne olduğunu çok anlamış değilim. Reklamcı zekâsı, bir reklam oyunu bu. Gerçekten büyütülecek bir şey olduğunu düşünmedim ve üzüldüm öyle düşünüldüğüne. Ben hiç öyle bir adam değilimdir. Belki de şaşırtan o oldu, benim öyle bir niyette olma ihtimalim, belki. Anlayamadım.

“İLK DEFA BİR ROL ARKADAŞIMI KAYBETTİM…”

Partnerin Garip Kont’la aranız nasıl? Baştan beri aynı köpek mi?

Çok iyi ama geçen yaz kaybettik onu. Şimdi başka bir arkadaşımız geldi onun yerine. Dokuz sene beraberdik, rol arkadaşımdı o benim.

Ah canım, hayatının sonuna kadar oynadı demek?

Aynen öyle. Kulağında bir kist çıktı işte, sonra öyle. Bize geldiği, diziye girdiği zaman 1,5 yaşındaydı. Çok da seviyordum, çok değerli bir köpekti. Acayip bir hayvandı. Şimdi yenisini eğitiyoruz işte, onunla da aramız iyi. Ama öyle yani, ilk defa bir rol arkadaşımı kaybettim. Hayvan, oynaması zor bir şey normalde ama benim kaderimde var. Sultan Makamı’nda da atla, burada köpekleyim. İki köpeğim de var ayrıca.

Daha konuşuruz bize kalsa ama mola bitti, tuğla bitti, paydos sevgili Sinemaskop Randevular takipçisi. Gelecek seansta vizyondan yeni bir film, yeni bir sinema arkadaşı ve çok farklı sinema tecrübeleriyle buluşmak üzere. İyi seyirler herkese.

Sevim Gözay – Nisan 2014

sevket coruh_01 - Kopya