Roman tadında rock’n’roll ifşası

Her birinin kendine has bir kimliği olduğu halde hepsinin yüzü aynıydı sanki. Kırışmış ve hırpalanmış, meşin misali aşınmış, hor kullanımla bir çeşit güzelliğe ulaşmış bir yüz. Bir seferinde Jagger’ı yakından inceleyen yaşlı bir adam ‘Senin benden daha çok kırışığın var!’ demiş. Mick de, ‘Çok güldüğüm için,’ diye cevap vermiş. Adam kahkahayı basmış.

Elime geçtiği an heyecan duyduğum bir kitaptan bu hikaye: Güneş, Ay ve Rolling Stones… Rich Cohen imzalı kitabın bu kadar çekici olmasının sebebi Cohen’in 90’larda genç bir muhabir olarak Rolling Stones turnelerine katılarak efsaneyi bizzat yaşayan bir gazeteci-yazar-senarist olması.

1962’de Londra, İngiltere’de kurulan efsanevi rock müzik grubu The Rolling Stones, dünya çapında 200 milyonun üzerinde albüm sattı. Tüm zamanların en iyi rock’n’roll grubu olarak kabul edilen grup 2012 yazında 50. yılını kutladı.

Önce Stones muhabiri, sonra Mick Jagger’ın senarist ortağı, New York Times listelerinin çok-satar yazarı ve (HBO’daki) Vinyl dizisinin yaratıcılarından olan Cohen, bu hikayede kendisini asıl etkileyenin; bütün biletleri satılan stadyum konserleri ya da hit plaklar değil, çocukken bir araya gelip ölene kadar ayrılmayan bir grup adamın bir aile ya da çete gibi beraber müzik yapması olduğunu söylüyor.

Cohen’in bakış açısı ve öyküyü kurgulama biçimi kesinlikle çok anlamlı ve sürükleyici. Dev maceranın perde arkasını tarihsel, müzikal ve sosyokültürel bağlamlarıyla anlatan Güneş, Ay ve Rolling Stones son zamanlarda okuduğum en eğlenceli ve enerjik şey. Müziğin insanı ve dünyayı nasıl değiştirip dönüştürdüğünü görmek tek kelimeyle büyüleyici.

İşte plak dönüyor ve tadımlık bir parça sizler için geliyor:

Pislik, çürüme, tükenmişlik, çatlak duvarlardaki gri gölgeler. Savaştan sonra büyüyen Britanyalılar hayatlarını siyah beyaz bir filme benzetir. Ne bir canlılık ne sıcaklık. Rock’n’roll’sa rengarenkti. Ciklet pembesi! Bebek mavisi! Müzik hiç kimse için ilk nesil kadar önemli olmamıştı çünkü onlar için bu, görkemli bir hayat, bir eğlenme fırsatı, tarihten kaçıştı. Ancak mahzun bir çocuğun kurabileceği bir Amerika hayaliydi. “Muazzam bir savaştan çıkılmıştı” diyecekti, altmışlarda resmi Stones fotoğrafçılarından biri olan Ethan Russel. “Batı uygarlığı enkaza dönmüştü. İngiltere harap haldeydi. Keith Richards’ın çocukluğu Dartford’daki bombalanmış bir sokakta, boktan bir evde geçti. Ama Chuck Berry dinliyordu.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, İngiltere’nin artık on sekiz yaşındaki çocukları askere alıp büyük ve daimi bir orduyu besleyecek gücü yoktu. Bu sayede bir nesil adam edilmekten ve düzene uydurulmaktan kurtulmuştu. Özgür kalan o çocuklar blues kulüplerine gidiyordu. İngiltere, imparatorluğu kaybetmiş ama rock’n’roll’u bulmuştu, savaşın beklenmeyen sonuçlarından biri de buydu.

‘Güneş, Ay ve Rolling Stones’ Kıvanç Güney’in çevirisiyle Domingo Yayınları’ndan çıktı.