Mutlu sonlu bir makarna masalı

Haberi duymuşsunuzdur, ekonomik koşullar yıllık makarna tüketimine rekor kırdırdı. Türkiye 2016 yılında kişi başı 8,5 kg makarna yiyerek dünyanın en çok makarna tüketen 10’uncu ülkesi oldu.

Ateşten ve tekerlekten sonraki en büyük buluş makarna bence. Hayır, kesinlikle alay etmiyorum. Makarna icat edilmeseydi ne olurdu halimiz düşünmek bile istemem. Fransız sanatçı Théo Mercier’in tamamıyla spagettiden yaptığı “Le Solitaire” adlı yalnızlık anıtını görünce derinden etkilendim. Öyle dramatik, öyle kederli bir makarna heykel ki…

Sanatçı Théo Mercier’in spagettiden yaptığı “Le Solitaire” adlı yalnızlık anıtı

Théo Mercier’in “Le Solitaire” adlı eserinden bir detay

Makarna her ne kadar İtalyan mutfağını ve kalabalık İtalyan aile sofralarını çağrıştırsa da bu mucizevi derecede şipşak yemeğin vatanı tam olarak belli değil tarihte.

Amerikalı yemek yazarı Betty Crooke’a göre, ünlü İtalyan gezgin Marco Polo tarafından Çin’den getirilmiş İtalya’ya. Öte yandan Koreliler, noodle denen ince makarnanın kendi icatları olduğunu ve 12. yüzyılda Japonlara kendilerinin öğretmiş olduğunu iddia ediyorlar, Buğday Dergisi’nde çıkan bir yazıya göre.

Makarnayı kim bulmuş olursa olsun, saygıyla eğiliyorum önünde, benim için anlamı derin zira. Geçen yılın büyük bölümünü spagetti yiyerek geçirdiğimi söyleyebilirim. Öğrenci, çalışan veya yalnız yaşayan kesimlerin en iyi arkadaşıdır makarna. Yapımı en kolay, en hızlı yemek ne de olsa. Çok dayanıklı ve çok da ucuz. Onar onar alıyorum ben bittikçe. Sos olarak canım ne isterse ekliyorum ama mayoneze, kremaya uzak duruyorum. Uzmanların dediklerini hatırlayın: makarna şişmanlatmaz, soslar şişmanlatır!

Gel gelelim, “Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı” diyen Cemal Süreya’nın izinden gidersek, makarnanın yalnızlıkla bir ilgisi olmalı… Théo Mercier’in spagettiden yaptığı “yalnızlık anıtı” bu yüzden çok etkileyici işte. Hey gidi spagetti, yani çubuk makarna, çocukken öyle derdik ya. Annem hep kırarak yapardı çubuk makarnayı. Muhtemelen o zamanlar uzun haliyle yemesini pek kimse bilmediği için kırarak pişirirdi anneler. Spagetti yemeyi öğrenmek de bir iş neticede. Kaç kişi usulünce yemesini becerebiliyor, o da tartışılır.

2015 yapımı Brooklyn adlı filmden bir sahne

Geçtiğimiz yılın Oscar adaylarından olan Brooklyn filminde, göçmen olarak ellilerin Amerika’sına gelen İrlandalı Eilis, âşık olduğu İtalyan gencin ailesiyle tanışma yemeğine gitmeden önceki gece, spagetti yeme alıştırmaları yapar evde. Epey zorlanır, ama ertesi gece sonuç mükemmeldir: Sosu sıçratıp etrafı batırmadan, çatal ve kaşık kullanarak spagetti yiyebildiğini gören İtalyan aile Eilis’e tam not verir. Ve sevgilisi, Eilis’e bir kez daha hayran olur. Ne güzel filmdir!

Domates, fesleğen soslu makarna

Yeri gelmişken, dünyanın en kolay ve leziz spagetti sosu tarifini öğrenmek ister misiniz? En kolay, çünkü bu sosun pişmeye ihtiyacı yok! Ama en az bir saat tezgâhta beklemesi şart. Hatta en iyisi sabahtan hazırlamak. Ne kadar beklerse o kadar enfes oluyor. Başlıyoruz: Dört diş sarımsağı, şeflerin yaptığı gibi, bıçağı yanlamasına üzerine bastırarak ezin ve soyun. Böylece servis yaparken sarımsakları, lezzetleri tamamıyla sosun içinde kalacak şekilde sostan ayırabilirsiniz. Dört iri domatesi çok küçük olmayacak şekilde doğrayın. İtalyanlar bu işi direkt elleriyle parçalayarak yapıyor, yeterince olgun domateslerle siz de deneyebilirsiniz. Bir bardak (yarım demet deyin siz ona, elinizi korkak alıştırmayın) taze fesleğen yaprağını yine elle küçük parçalara bölün. Bir tatlı kaşığı kırmızı pul biber, yeteri kadar tuz, kara biber ve yarım çay bardağı has zeytinyağı ekleyin. Hepsini büyük bir kâsenin içine alıp güzelce karıştırın. Her şey tamamsa, sosun üzerini kapatıp tezgâhta kendine kendine pişmeye, yani dinlenmeye bırakın. Mis gibi kokmaya başladı bile! Akşam spagettiyi haşlayın ve direkt sosun içine boşaltın. Nazikçe karıştırın ama iyi karıştırın. Makarnanın sıcağıyla sosun biraz daha piştiğini göreceksiniz bu esnada. Servis yaparken üzerine parmesan peyniri rendeleyin. Parmesan yoksa bulabildiğiniz en eski kaşarı kullanın, neden olmasın. Ve işte size hâlis mulis, taptaze ve rengârek bir Akdeniz mutfağı şöleni.

Roquefort (rokfor) peyniri

Makarna ve aşk deyince peyniri hatırlamadan da olmaz. Makarna ve peynir deyince ise rokforun hikâyesini anmazsam çatlarım. Ünlü rokfor peynirinin doğuşunda bile aşk hikâyesi var, ne adamlar şu Fransızlar. Bundan birkaç yüzyıl önce adamın biri ormanda yürüyormuş, yanında da yaptığı peynir… Derken bir kadın görmüş adam, kadın bir âfet. Üf demiş adam, bu kadın bir âfet. Peyniri hemen oradaki en yakın bir mağaraya saklamış –peyniri kaybetmek istemiyormuş çünkü adam, peynir dediğin kolay bulunmuyor o zaman, süpermarket falan yok-. Peyniri mağaraya sakladığı gibi koşup kadının peşine düşmüş adam. Derken kadınla yıldırım aşkına tutulmuşlar, birkaç hafta boyunca aşk yaşamışlar, Fransız usulü aşk… Adam, haftalar sonra evine dönerken mağaraya uğrayınca ne görsün: peynir küflenmiş! Ama sağlıklı küf, iyi küf, cici küf. Ve olmuş sana tescilli Roquefort peyniri. O gün bugündür Roquefort kasabasının mağaralarında rokfor yapan yapana… Ben hastası değilimdir bu mavi peynirin ama Jamie Oliver’ın programında rastladığım bu hikâyeden sonra sempatim inanılmaz arttı, saygı duydum bunca emeğe. Yavaş yavaş sevebilirim bile. Yüzyıllar önceki o aşk dolu kaçamağın anısı bu çabaya değer. Peynir küflendiren aşklara içelim, hey!

Masal burada bitiyor ve Julia Roberts’lı Eat Pray Love (Ye, Dua et, Sev) filminin makarna sahnesi tüm acıkanlar için geliyor, videonun sesini açmayı unutmayın! Afiyet, bal, şeker olsun.

Not: Bu yazının büyük bölümü OT Dergi’nin Nisan 2017 sayısında yayımlanmıştır.