Lolly’nin özgürlük savaşı

Sylvia Townsend Warner, 1930 (by Cecil Beaton)

The Guardian tarafından, “Tüm zamanların en iyi yazılmış 100 İngilizce romanından biri” olarak tanımlanan Lolly Willowes, yazılışından neredeyse bir asır sonra Sibel Alaş’ın çevirisiyle dilimizde. Türkçede yeni tanıştığımız bir yazar olan Sylvia Townsend Warner’ın yedi romanından ilki olan eser, Selim İleri’nin önsözü ve Mona Kitap etiketiyle raflarda.

“Kadınlar dinamit olduklarını biliyor ve kendilerini meşrulaştıracak bir patlamanın özlemini çekiyorlar.”

Yirminci yüzyılın başındaki Büyük Britanya’nın kadın yasaları ve evli-bekâr kadın mevzuatı ile başlayan bu okuma serüveni, cinsiyet kültürü tarihi açısından son derece dikkat çekici öncelikle.

Savaş öncesi, savaş ve savaş sonrası Londra hayatı da romanın önemli unsurlardan. “Kaldırımda kornet çalan adam” figürünün, savaş sonrası sokaklara düşen işsiz profesyonelleri kastettiği, Sarah Waters’ın önsözünde yer alan çarpıcı bilgiler arasında. Kornet, trompete çok benzeyen nefesli bir çalgı bu arada.

Gelelim konusuna…

Çok sevdiği babasını toprağa veren Laura, yirmi sekiz yıllık ömründe ilk defa kırsaldaki evinden çıkıp ağabeyi ve onun ailesiyle birlikte yaşamak üzere Londra’ya taşınır ve ‘Lolly Hala’ olarak yeni bir hayata başlar. Willowes kardeşler içindeki tek kız olan Laura, babasının kadın soyuna olan hayranlığı ve bir kız evlada sahip olmayı çok istemiş olmasından ötürü doğduğundan itibaren çok sevilmiş ve babasıyla arasındaki bu yakınlık sayesinde başkalarından uzak kalmıştır. Özellikle de geleneksel komşu kadınlardan.

Çocukluktan çıkıp yetişkinliğe adım attığı günlerde Laura, etekleri uzadıkça neşesi azalan hüzünlü bir kadına dönüşür. Babasının ölümünden sonra ağabeyinin evinde üstlendiği mecburi roller ve Londra’nın havası, Laura’yı yıllar içinde gitgide daha da soldurur. El değmemiş bir bâkire olduğu için insanların ona acıyor oluşu da cabası.

Halası olduğu çocuklar evlenip onların da kendi çocukları olduktan sonra Laura, bir gün birden bire haritadan seçtiği küçük bir kasabada tek başına yaşamaya karar verir: “Kırk yedi yaşında olduğumu yeni fark ettim Henry”…

Henry ağabeyinin tüm itirazlarına rağmen Laura yola koyulur. Gözünü karartmıştır ve bu muhteşem bir duygudur. Kız kurusu ‘Lolly Hala’ olmaktan kurtuluş kolay bir iş değildir fakat. Üstelik özgürlük arayışı uğruna taşındığı orman köyündeki rutubetli ve büyülü sırlar, Laura’ya sadece özgürlüğün değil bambaşka bir dünyanın kapılarını da açacaktır…

Üç bölümden oluşan romanın ilk bölümü, Laura’nın aile evindeki yaşamı ve aile tarihini anlatırken ikinci bölüm Londra yaşamına, üçüncü bölüm ise ‘Lolly Hala’lıktan istifa eden Laura’nın yeni yuvasındaki gizemli yaşamına odaklanıyor.

Edebi lezzetin doruklarında dolaşan Lolly Willowes okuru kendine sıkıca bağlayan o efsunlu romanlardan. Baştan çıkarıcı final söylevleri ise onu unutulmaz ve zamansız kılıyor.

Sevim Gözay – Posta Kitap (Aralık 2016)