Lise anıları yıllıkta durduğu gibi durur mu?

“Binaların, parkların, bütün şehrin dönüşüp yerle yeksan olduğu bir zamanda roman kahramanları yıkımdan kurtulabilir mi?”

Edebiyat okurlarını heyecanlandıran bir kitap çıktı raflara: Öyle Güzel Bir Yer Ki. Kitap benim en sevdiğim konuya; insanın içine, en zayıf ve en gizli yerlerine ışık tuttuğu için merakla okudum. Yuttum da diyebilirim. Su gibi akan çok iyi bir kurgusu, ilerledikçe -tıpkı kahramanına yaptığı gibi- okura bulmaca çözdüren ve dejavu duygusuna sürükleyen bir akışı var. Ve bulmaca dedim ya meselâ bunun bir karşılığı var. Sadece onun değil kitabın adının geçtiği şarkının (çok bildik bir şarkı ama söyleyip sürprizi bozamam), sevdiğimiz birçok filmin ve şu yaşadığımız günlerin, endişelerin de sağlam karşılıkları var öyküde.

Sağanak yağışlı bir gecede Kerem’in dükkânına sığınan eski lise arkadaşları Hülya, Sema, Bülent, Tayfun ve Ferhan’la tanışıyoruz. En önemlileri Hülya çünkü Hülya Kerem’in gençlik aşkı… Ve okuldan sonraki ilk buluşmaları bu. Aradan neredeyse otuz yıl geçmiş. Kırk beşine gelmiş yetişkin hatta yer yer geçkin insanlar artık onlar. Ancak lise anıları yıllıkta durduğu gibi durmuyor. Her biri artık farklı hayatlara ve kariyerlere sahip olsalar da, lise koridorlarında yaşanan acıların hortlakları da katılıyor bu buluşmaya ister istemez. Eski defterler yerli yersiz açılıyor ve hiç hesapta olmayanlar dökülüyor ortaya: Saplantılar, kıskançlıklar, sırlar ve suçlar…

Yer, Nişantaşı’nda bir antikacı dükkânı. Zaman, şimdiki zaman. Karakterler ise ayakları yere basan hatta gayet kanlı canlı aramızda dolaşan, yanımızdan geçip giden yahut bizimle eve gelen türde insanlar (inandırıcılık bakımından).

Kerem bekâr ve yukarıda dediğim gibi liseden beri Hülya’ya âşık. Hülya evli, kerli ferli bir kocası ve bir çocuğu var. Kerem’in de bir sevgilisi var esasen, Maral. Hülya onun varlığına elbette şaşırmıyor -doğrusu ben de o rahatlıkla yazdım buraya- ama Maral’ı ve ona neler yaşattığını Kerem’den dinlemenizi isterim.

Karakterler açısından da, duygusal evreni açısından da zengin ve derinlikli bir öykü. Kahraman olmak için fazla kusurlu, antikahraman olmak için fazla ‘normal’ bir baş kahraman Kerem. Bir solukta okudum macerasını çünkü müthiş gerçek bir karakter. Öylelerine kolay rastlanmıyor; kitap bitince sayfaların arasından çıkıp yürüyüp gitmiştir eminim bizim sokağın başına doğru, gece vakti bir taksi bir şey bulurum diye caddeye bakınıyor, olmadı yürüyordur ben bu yazıyı yazarken, öylesine gerçek, tanıdık. Hayata ve kendisine karşı bakış açısındaki ironinin yol açtığı sırıtarak okuma dozunun ayarını da mükemmel bulduğumu eklemeliyim.

Murat Gülsoy’un yazdığı Öyle Güzel Bir Yer Ki Can Yayınları’ndan çıktı.