İris’in melankolik ve erotik yalnızlığı

Mutsuz bir evliliğin içinde yol alan genç bir kadının hikayesi olan ‘Dört Mevsim Yalnızlık ve Bir Kadın, İris’, Destek Yayınları’ndan çıktı ve raflardaki yerini aldı. Yazar Meltem Yılmaz’ın önceki romanı Soraya, Berlin Film Festivali’nin dünyadan 11 eser seçtiği Books at Berlinale seçkisinde yer aldı. Yeni romanı ise güncel toplumsal trajedilere ve hassasiyetlere temas eden, turistik rotalarla zenginleşen, eğretilemelerden ve erotik edebiyat motiflerinden de bolca yararlanan, kentli ve sinematografik bir atmosfere sahip bir kadın hikayesi.

İki kapak arasına sığdırılan zaman aralığında tanıştığımız roman kişilerinin bizde uyandırdığı hisler, olası ortak dertler ve tetiklediği ilhamlar, bizi onlara bağlar. Tıpkı hayatta olduğu gibi, roman kişilerini de gerçek kişilerden ayrı ele almayız bu açıdan. Hareketlerini, tavırlarını tartar, bize göre olup olmadıkları hakkında fikirler edinir, kanaatlere varırız. Böylece, anlatılan macerada şevkle yer alırız veya bunu deneriz…

iris_kapak

Bu romanda tanıştığımız kadın, İris. Onun ağzından anlatılan öyküye karışan diğer karakterler ve olaylar hakkında İris’le özdeşleşmek beklendiği ölçüde kolay değil. Başta kocası. İlk gece, karısının geçmişte tecavüze uğradığı itirafıyla şoke edilen koca, İris’in gözünde, roman boyu süregiden mutsuz evliliğinin tek sorumlusu. Tecavüz ise tek cümle ile geçiştirilebilen bir travma, nedense. Bu temel ilişkiyi anlamlandırabilmemiz konusunda uzun süre ketum davranıyor hikaye ve İris’in savrulmalarında ona eşlik etmeye davet ediyor bizi.

Hayatındaki diğer karakterlere karşı da çelişkili tutumlar sergiliyor İris. Kendisine haber getiren tanımadığı bir kadını önce sınıfsal olarak küçümseyip hemen ardından ‘açlıkla parlayan bakışlarıyla soymaya başlayan’ Nuri Alçovari bir gazete yöneticisi var mesela. Tacizi açıkça fark ettiği halde, ‘sıkıca tuttuğu bileğini aniden bıraktığına şaşırıp, avcısına yakalanmak isteyen ama yakalanamayan bir av gibi’ hissedebiliyor, İris. Evli kadınların erotik yalnızlığı, şüphesiz ki sofistike bir alan. Ancak tecavüz travması yüzünden kocasıyla sağlıklı ilişki kuramayan İris’in ruh hali her halükârda kafa karıştırıcı.

Kadınlarla iletişimi de soru işaretleri içeriyor: Bakımlı ve dominant bir iş kadını olan patronu, ya da arkadaş olmak için can attığı kırmızı abajurlu evdeki kadınla olan edilgen ve kompleksli ilişkilerindeki motivasyonlarını da çözmek zor. İddialı kadınlar karşısında ezik ve silik, cinsel enerjiyle yaklaşan erkekler karşısında güzel ve arzulu tasvir ediliyor.

Meraklarının peşinden giderken sergilediği cesareti yaşayışında göremiyoruz. Kurban psikolojisine sığınan, bencil ve ilişki sorumluluğundan uzak bir kadın sunuyor bize yazar. Sürpriz açılımlarla mutluluğu arayan bu elektrikli hikaye bağlamını yer yer yitirse de, Meltem Yılmaz’ın dişi ve cüretkâr kalemi okutmayı başarıyor nihayetinde.

  • Bir cümle: “Kar beyaz çarşaflarla kaplı yatağın içinde, vücudum giderek derinlere gömülürken, ruhum da dalga dalga tavana yükseliyordu.”

Sevim Gözay (Ağustos 2016)

rear window girl

1954 tarihli Alfred Hitchcock klasiği Rear Window / Arka Pencere filminden bir sahne