Hikâye Avcısı’ndan bir hikâye de sen yakala!

Zor zamanlarda hemen karamsarlığa kapılma, Hikâye Avcısı’nı aç ve içinden bir hikâye yakala. Emin ol böylece her şey olduğundan daha ümitli olacak…

Bazı kitaplar en sevdiğin şarkılar gibi, onları kıskanır kendine saklamak istersin. Okurken an gelir gözün dolar, an gelir tüylerin ürperir, an gelir gülümsersin. Kütüphanenenin en göze çarpmayacak yerine koyar, ona hiçbir nazar erişemesin istersin.

2015’te yaşama veda eden Uruguaylı gazeteci yazar Eduardo Galeano’nun son metinlerinden oluşan kitabı Hikaye Avcısı da böyle bir hazine. Sel Yayıncılık tarafından Ekim 2017’de basılan kitabın çevirisi Süleyman Doğru’ya ait. Doğaya, hikâyelerin gücüne ve anlatıcıya saygıyla, işte kitaptan yorgun ve üşümüş kalplere enerji ve bilgelik aşılayan birkaç alıntı:

-Üzerinde mahpusların yaşadığı bu dünyanın yegane özgürleri olan kuşlar, yakıta ihtiyaç duymadan, bir kutuptan diğer kutba, seçtikleri güzergahta, istedikleri saatte ve kendilerini gözkyüzünün sahibi sanan hükümetlerden izin istemeden uçarlar.

-Siçuan bölgesindeki Çinliler yaşanmış ve yaşanacak olan en korkunç su baskınını hatırlarlar: Çok eski zamanlarda meydana geldiğinde pirinci ruhuyla ve her şeyiyle birlikte yuttu. Sadece bir köpek kurtuldu. En sonunda suların öfkesi yavaş yavaş sakinleşip sular çekilince, köpek gücünün son raddesine kadar yüzerek kıyıya varabildi. Köpek kuyruğuna yapışmış bir pirinç tanesi getirdi. Ruh işte o tanedeydi.

-Zamanın çocukları, bilge astronom ve matematikçi Mayalar sıfır rakamı sayesinde en kusursuz güneş saatlerini icat ettiler, gezegen tutulmalarının ve diğer doğa olaylarının en şaşmaz kâhinleri oldular.

-Doğa Amazonlar’da çeşitlilik dersi verir. Oranın yerlileri sadece bir kilometre içinde on farklı toprak tipini, seksen farklı bitki çeşidini, kırk üç karınca ve üç yüz on kuş türünü tanırlar.

-Kısır çöller ve endüstriyel ekim alanları yeşil dünyayı mezara gömerek büyük bir hızla genişliyor. Ama bazı halklar meşenin gücü ve söğüdün melankolisiyle anlaşmalarını sağlayan bitki dilini korumayı bildiler.

-Cai Lun sayesinde şimdi kitabın tenini okşarken, bize söylediği sözcüklerin artık bizim olduğunu hissederek okuyabiliyor ve yazabiliyoruz.

-Anlatı sanatındaki ustalarımdan birinin adı Rolendio Martinez’di. Zannedersen okuma yazma bilmiyordu. Onu tanıdığımda yaklaşık yüz yaşındaydı ve şöyle diyordu: “Benim yaşım yok. Ben artık ne yılları sayıyor ne de saat kullanıyorum.”

-Öykü anlatıcıları yitik hatıranın, aşkın ve acının görünmeyen ama hiç silinmeyen izini arar.

-Saatler ve hikâyeler geçmiş. En sonunda katiller onu terk edip gitmişler, eli kolu bağlı, dövülmüş ama canlı bırakmışlar. Giderken şöyle demişler: “Seni sevdik.” Ve mermileriyle birlikte oradan çekip gitmişler.

“Çok öfkelendiğinde sakın ilk aklına gelenleri söyleyip her şeyi mahvetme, önce gözlerini kapat ve derin derin nefes alıp vererek içinden ona kadar say” denir ya, bu işe yarar işlemin yanına bundan böyle gönül rahatlığıyla şu tavsiyeyi ekleyebiliriz: Zor zamanlarda hemen karamsarlığa kapılma, Hikâye Avcısı’nı aç ve içinden bir hikâye yakala. Emin ol böylece her şey olduğundan daha ümitli olacak…