Göster yüzünü…

Yana yakıla aradığın ya da -kim bilir- bilip de unuttuğun kimi cevapların, bir kitapta öylece durup duruyor olması çok acayip! Birinin o satırları ilaç gibi yazmış olması da öyle…

Beylik bir başlığı vardı kitabın: Göster Yüzünü Ey Aşk. Siyah kapağında asılı kalp şeklindeki ayna da cabası. Kırık, harap bir kalp. Hah, şu suni farkındalık ıvır zıvırlarından biri daha dedim. Bayağı da kalın. Üşenmemiş yazmış. Hem söyleniyorum hem de ilgileniyorum (niyeyse). Rastgele açıp göz gezdirmeye başladım. Çekti bir şey ama ne, bilmiyorum. O rastgele bölüm bir röportajmış meğer. Haydaa. Sonuna kadar okuttu kendini bir güzel. Dur dedim onun üzerine, fena bir şey değil sanki bu. En azından rastladığım bölüm öyle. Mira Şeniz Erten yazmış. “Mira”. Ne güzel isim. Açıp bu defa en baştan ele aldım. Hiç de alışıldık olmayan bir kurgusu var. Roman, evet ama içinde on iki adet baba röportaj olan bir roman. “Baba” çünkü yazarın röportaj yaptığı isimlerin her biri aşka farklı açılardan bakan/yaklaşan ve kitleleri peşinden sürükleyen deve dişi gibi isimler: Irvin Yalom, Helen Fisher mesela. Bayağı gidip onlarla konuşmuş yazar ve kitabın içinde birer bölüm sadece onlar. Amerika’dan Hindistan’a, İtalya’dan İstanbul’a daha ne gurular, ne bilim insanları, ne terapistler, ne uzmanlar, ne şamanlar, efsane efsane bilgeler, bilgiler…

İki yıl sürmüş kitapla ilgili seyahatleri ve deneyimleri. Önsözü okudukça katlandı heyecanım. Ya da yazarın dilediği gibi kanatlandı. Kişisel bir not da yazmış adıma, imzalamış. Yeni gördüm! İyice utandım ilk aklımdan geçen o çokbilmiş ön yargılarımdan. Salgınların yol açtığı felaket bu işte! Konunun yaygın hali özünden o kadar uzaklaşmış oluyor ki, iyisini kötüsünü ayırmak için bakmaya bile zahmet etmeyi çok görüyor insan artık. Dört koldan pompalanan şu kendini sevme saldırganlığından gına geldi mesela. Çaresiz ev kadını modeli farkındalık maskaralıklarından da öyle. Neyse ki bu has bir şey, ekşi mayalı ekmek gibi. Nemli o mis kokuyu duyabiliyorsun neredeyse. Güzel bir kitaba başlamaya hazırdım artık. Güzel olsundu ama n’olur! Ne pazarlıkçı, ne garanticiyim bak gene. Deformasyon had safhada. Fakat iyi haber: Kitap elimden düşmedi o andan itibaren. Ertesi sabah televizyonda gördüm yazarı. Yazdıkları kadar güzel, dingin, sahici bir kadın. Ahenkli bir sesi, usul usul cümleleri var. Program bitince kitaba sarıldım yeniden. İçim rahat. Sahibiyle arkadaş oldum sanki.

Toprak, çamur izleri olur benim okuduğum kitap genelde. Kız kurdu Arwen’le park seanslarımıza gelir çünkü kitap. Oyun molalarında kirli ellerle, Arwen dinlenip “hani top” diyene kadarki sürelerde, sayfa köşesi kıvıra kıvıra ilerlerim. Fosforlu kalemle çizerim de cömertçe. Harpten çıkmış gibi oluyor biten kitap. Olsun. Seviyorum öyle. Ser verdim ama nafile, sır vermeyeceğim size bu kitaptan. Şu kadarcığını söyleyeyim ki… Yana yakıla aradığın ya da kim bilir bilip de unuttuğun cevapların bir kitapta öylece durup duruyor olması çok acayip. Birinin o satırları ilaç gibi yazmış olması da öyle. Varsa ağrıyan yerleriniz aşk hakkında – ki kimin yok – Mira’nın kitabını alın. Ve gözünüzün önünden ayırmayın. Butik Yayınları’ndan çıktı, Göster Yüzünü Ey Aşk. Aklınla, kaleminle bin yaşa Mira Şeniz Erten.

Sevim Gözay (Mart 2012)

NOT: Bu yazıyı takip eden yaz programıma davet ettim Mira’yı ve kitabını canlı canlı sordum, izlemek isteyenler için videoyu şuraya bırakıyorum.