Fırat Tanış ve Serkan Öztürk’le Sürgün İnek seansı

AZİZ NESİN HİKÂYESİ GİBİ FİLM: SÜRGÜN İNEK…

Bir değil iki sinema arkadaşım var bu seansta. Gerçek bir hikâyeden esinlenen Sürgün İnek filminin oyuncuları Fırat Tanış (Nihat) ve Serkan Öztürk (müfettiş) ile beraberiz. Öztürk aynı zamanda filmin senaristi. Yönetmeni Ayhan Özen, görüntü yönetmeni Aydın Sarıoğlu. Oyuncular; Hasan Kaçan, Şebnem Sönmez, Fırat Tanış, Cezmi Baskın, Vildan Atasever, Necip Memili, Tolga Güleç, Serkan Öztürk, Burak Satıbol ve tabii Sarıkız…

afis_surgun inek_mini

FİLMİN KONUSU: Yıl 1997… Düşüncelerinden ötürü insanların sürüldüğü günler. Şevket ve Cemile, kendi halinde yaşayan, birbirlerini ve inekleri Sarıkız’ı çok seven bir çifttir. Ancak ineklerinin, okulun bahçesindeki Atatürk büstünü kırmasıyla, hayatları birdenbire değişir. Çığ gibi büyüyen olay köyün sınırlarını aşar. Muhtarından ihtiyar heyetine, bürokratından askerine herkes bir ineğin peşine düşer. Mesele büyüdükçe trajikomik bir hal alırken, film de komedi şölenine dönüşür. Evet, her şeyler tamamsa iki konuklu röp-seansımız başlıyor, kayıttayız!

Öncelikle, filmi yazan kişi olarak izleyince nasıl buldunuz?

Serkan Öztürk: Biz bu filmi yazarken de, çekerken de, hikâye anlatalım ve anlatırken de tebessüm ettirelim istedik. Her aşamasında olmaktan mutlu olduğum bir film. Öncesinde de izledim ama nihâi halini galada izledim ve çok keyif alarak izledim. Sonrasında normal seyirciyle de izledim. Reaksiyonları takip ettim ve seyircinin filmden mutlu bir şekilde ayrıldığına şahit oldum.

Senaryo size geldi ve neye göre kabul ettiniz, nesini sevdiniz?

Fırat Tanış: Sadece bu filme ait bir şey değil, benim bütün projelere bakış açımda herhangi bir özne dayanağı yoktur. Hikâyenin ne olduğuna bakarım. Kim çekiyor, kimler oynuyor gibi birşeyle yaklaşmam.

Yapım şirketi?

Bir önemi yok.

İlginç, çünkü birçok oyuncunun kriterleri; 1) senaryo, 2) yönetmen, 3) yapım şirketi.

Yerim o kriterleri. Onlar kriter mriter değil, onlar başka. Yalan onlar.

Enteresan…

Onlarınki enteresan. Tek önemli şey hikâye, anlatılmak istenen şey… Çok klişe şeyler söyleyeceğim şimdi ama klişe iyidir. Bir kere ne demek istediğini bilen bir hikâye vardı karşımda. Sonra mizah olsun diye ifrata (aşırıya) kaçmamış bir hikâye vardı. Belaltına vurmayan, dozu kaçmış küfre bulaşmayan bir hikâye vardı. Bunlar benim bu filmde olmayı istememe sebep oldu.

Peki nereden çıktı Sürgün İnek’in hikâyesi?

S.Ö: 2009’da olayı ilk televizyonda haber olarak izlediğimde zaten bir Aziz Nesin hikâyesi gibi duruyordu. Sonra kendimce bilgisayarımda bir senaryo havuzcuğum vardı, onun içine atmıştım. Sinopsisi de yazıp atmıştım hatta. Sonra Atmosfer Film’le beraber bir şeyler yapalım diye buluşunca, ben de heybemdekileri döktüm. Bu da o hikâyelerden bir tanesiydi. Bunun üzerine yoğunlaşalım denilince, ben de kapanıp üç, üç buçuk ay zarfında senaryoyu yazdım. Sonra da güzel sanatçı dostlarla buluştuk.

Herkes hemen kabul etti ve hiç sorun çıkmadı mı yani?

F.T: Vizyona girmeden önce de, vizyona girdiği zaman da, insanların bir soruyla yaklaşması sorunu var aslında…

Nasıl bir ‘soru sorunu’?

İşte, nasıl olur da Gezi sürecine destek veren bu insanlarla, Gezi sürecine köstek olduğu düşünülen şu insanlar biraraya gelir? Bu gibi şeylerle çok karşılaştık. “Nasıl olur da sen onunla?” sorusu…

Nasıl oldu peki?

S.Ö: Biz bu filmle, “Birbirimizi niye ötekileştiriyoruz?”, “Bir olay yaşandığında olayı anlamaya çalışmak yerine, niye başıma ne gelecek korkusu yaşıyoruz?”, “Niye bu sorunlar hala devam ediyor?” derken derken… Bir şekilde yine ötekileştiren bir soruya maruz kalmak… “Ya bunu bari bana sorma” diyesi geliyor insanın. İnsanlar burada profesyonel bir iş yapıyorlar, dünyaya baktıkları pencereler tabii ki farklı olabilir. Bizleri buluşturan bu senaryonun, “herkes için özgürlük, herkes için demokrasi” anlayışıdır.

F.T: “O alçakla nasıl olur da bir filmin içinde bulunursun” diyen bir devrimciye sormam gereken bir soru var, buradan sorayım mı?

Hay hay…

Ey kardeşim, sence sosyal faşizm nedir bana bir tanımlar mısın?

Sosyal faşizm olduğunu mu düşünüyorsunuz o sorunun?

Ağa babası olduğunu düşünüyorum. Burada acı olan, eleştirdiğin şeye benziyor olmak…

Tanımını da alalım ki, havada kalmasın…

“Ben faşist değilim, bana faşist diyenin kafasını kırarım” demektir sosyal faşizm.

“HERKES İÇİN ÖZGÜRLÜK, HERKES İÇİN DEMOKRASİ”

Hem senaryoyu yazdınız, hem de başroldeki müfettişi canlandırdınız… Yazar torpili mi yaptınız kendinize?

S.Ö: Yok yazar torpili değil yönetmen torpili (gülüşmeler). Muhakkak bir yerinde olmak istiyordum ama yazarken kendimi ya da birini hayal edip karakteri kısıtlamak istemedim. O sonraki safhaydı. Herhalde bir parça güzel olduysa, bir samimiyet geçiyorsa, güzel bir kadro olduğu içindir. Hep beraber olmamızın etkenidir.

Gözlerin ‘memur’a çevrildiği şu özel günlerde, müfettiş Sezgin İçli karakteri seyirciyi gerçekten çok eğlendiriyor. Memur deyince neden aklımıza böyle insanlar geliyor sizce?

Fırat’ın dediği gibi, klişe iyidir (gülüşmeler). Aslında bu adamlar dönemin adamları, o dönem ne varsa ona göre şekil alırlar. ‘Kemiksizlik’ zaten kendi karikatürünü de yanında getiriyor. Biraz da gelenekselle uğraştığım için oyuncu olarak, o hamur da bende var. Belki biraz kontrolden çıkmış olabilirim ama bu kesinlikle yönetmenimizin değil, tamamıyla benim hatamdır (gülüşmeler).

İlham aldığınız belli biri var mı?

Valla net ‘şu’ diyemem ama birçok buna benzer vatandaş gördüm, muhatap da oldum. Son zamanlarda daha da sıkça artıyorlar. Herşeyden şüphe duyan, çok zeki olmadığı halde çok zeki olduğunu zanneden… Birazcık da patronluk durumu varsa, evde eşinden azarı yiyip çalıştıklarına patronluk damarını göstermeye çalışan bir tip. Yaşıyor o karakterler, varlar. Ben biraz daha fazla göze sokmuş olabilirim belki.

Gelelim Nihat karakterine, nasıl bir adamdır bu Nihat?

F.T: Nihat bir kasaba yırtığıdır. Anadolu’nun bir yerinde yaşayan, içinde bulunduğu sınıfsal yapıdan hiçbir zaman hoşnut olmayan… İşinden gücünden, kendisine ilgi gösteren kadınlardan, parasından pulundan, mülkiyetinden varlığından, hatta zaman zaman ona kol kanat açan ailesinden, sosyal yapısından memnun olmayan ve sınıf atlamaya çalışan tipik bir kasaba kurnazıdır.

S.Ö: Sınıf atlarken de herhalde tek atlamak istemiyor, biriyle atlamak istiyor, o da Gülay (Vildan Atasever). Herhangi bir dişi de olabilirdi yani ama Gülay (gülüşmeler)

Neden Gülay?

F.T: Çünkü Gülay sarı bir kız. Nihat’ın sınıfsal üreme çemberinde hiçbir zaman karşısına çıkmayacak, sarışın, kentli -hatta kentsoylu- bir eğitmen, öğretmen. Bütün bunlar Nihat’ın amacına çok uygun rampalar. Mesela Sarıkız’ın yani inekceğizin sürgün edilmesiyle ilgili herkesin geliştirdiği vicdani muhasebenin yanında Nihat’ın geliştirdiği, ineği satıp onun parasıyla bir araba almak… E, çok var böyle insanlar, o kadar çok var ki… Ben de bunun en belirgin yanlarını ortaya çıkartmaya ve böyle birini kabul edilir, affedilir hale getirmeye çalıştım. Mizah da zaten bu işe yaramaz mı?

“İNEK, SİNEMA İÇİN İDEAL OYUNCU TİPİ”

Sarıkız’la aranız nasıldı peki?

F.T: İnek, bence sinema için çok ideal bir oyuncu tipi. Yani sadece orada olan ve orada olması yeten… Herşeyi bilen fakat hayvan olmaya programlanmış bir can. Karavan istemiyor, saman ile oynuyor, istenilen herşeyi en iyi şekilde yapıyor, ağzı var dili yok…

S.Ö: Aslında orijinal ineğin sahibi bize haber göndermişti, “Gülsüm inek aramızda yok ama torunları burada, onları oynatabilirsiniz” demişti. Ama hayvanı ta Malatya’dan alıp oraya getirmek eziyet olurdu. Dolayısıyla Muğla’dan bulundu Sarıkız ve çok güzel da bir inek gerçekten. Ahır sahnesinde mesela öbür ineklerin yanında bu başka bir şey, altın sarısı…

Çok güzel! Muğla’nın neresinde çektiniz?

S.Ö: Yatağan ilçesine bağlı Bozüyük’te. 35 gün…

F.T: Eski Yatağan aslında, santral kurulmadan önceki yerleşimin merkezi. Biraz yukarısı bu ‘Ormancı’ türküsünün ortaya çıktığı coğrafyalar. Ama biraz küskün olduğunu gördük insanların, işleri güçleri başlarına çalınmış gibiydi. Çiftçilik Türkiye’de yapılması en zor şeylerden biri. “Bu inek neyle beslenir?” gibi basit bir soruyla bile hakikat ortaya çıkıyor. Çünkü saman dışarıdan geliyor… İşte o zaman, “Köyümüze hoşgeldiniz filmciler”in arkasındaki gerçek çıkıyor.

Birçok meslektaşınızın en beğendiği oyuncusunuz Fırat Tanış. Sebebi ne olabilir? Başkalarında olmayan ne var sizde?

Sağolsunlar, ama hiçbir fikrim yok.

Siz kimleri beğeniyorsunuz peki?

Bunu söylemenin çok doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü bir oyuncuya yapılacak en büyük kötülük, onun iyi olduğunu ona söylemektir.

Eyvah! Kötü bir şey mi yaptım?

Hayır yapmadınız (gülüyor). Ben efsunluyum bu konuda rahat olun. Yani belli bir oyuncu söyleyemem ama biyografi oynayanlara karşı özel bir düşkünlüğüm vardır. Sonra genellikle oyuncu olmak gibi bir iddiası olmayan kişiler, benim her zaman en büyük kaynağım. Sonra evimde bir köpeğim var mesela, o benim büyük hocam. Ama bunların dışında çok sevdiğim, nasıl yaptıklarını çok merak ettiğim ve bugüne kadar da gidip yanlarına hep çıraklık yaptığım, çaylarını pişirdiğim, muhabbetlerinde sessiz durduğum Şaman ustalarım da vardır. Onları da söylemem. Her çırak da gitsin kendi ustasını bulsun…

Oyunculuk sizin için nedir peki? Oyuncu kimdir? 

Bin kişi yağmur duasına çıkmış. İçlerinde oyuncu da varmış. Onu şöyle anlamışlar… O, şemsiyeyle gitmiş. Yani ne diyim başka, bundan başka nasıl anlatılır ki? Yağmur duasına şemsiyeyle giden salaktır işte oyuncu.

Vay canına sevgili sinemaskop randevular takipçisi Daha ne olsun, “Herkes için özgürlük, herkes için demokrasi”… Eş dost, çoluk çocuk, ailece gitmek için isabetli bir komedi. Gelecek seansta buluşuncaya kadar herkese iyi seyirler.

Sevim Gözay – Mayıs 2014

firat tanis_sg_serkan ozturk_krop