Bencil ve utanmaz bir novella

Philip Roth’un Ölen Hayvan adlı kısa romanı ya da uzun öyküsü –novella tür adı her iki tanımı da karşılıyor malum- Can Kartarcı’nın çevirisi ile Monokl Yayınları’ndan çıktı.

Küçük bir roman, bazen, Michelin yıldızlı bir şefin bildik malzemelerden icat ettiği çarpıcı bir yorum gibi, büyük porselen tabağın orta yerinde küçücük ve tamamıyla kendine özgü bir yer kaplar. Ve o tabağın size servis edilmesi için aylarca rezervasyon sırası beklemenize değer. Ancak bazen de, “yemek mi yedik, dayak mı yedik” noktasına getirebilecek kadar şımarık bir performans olabilir. Benzeri bir nitelik-nicelik ilişkisi bu kitap için de geçerli gibi görünüyor.

“Sonradan keşfedeceğim üzere, Consuela sıradan ama tahmin edilemez. Hareketlerinde mekanik hiçbir şey yok. Aynı anda hem tahmin edilebilir hem gizemli ve garip bir şekilde küçük sürprizlerle dolu. Ama özellikle başlangıçta, onu yorumlamak benim için çok zordu.”

Amerikan Edebiyatının yetiştirdiği en büyük yazarlar arasında gösterilen Philip Roth, günümüz dünya edebiyatının en sansosyonel yazarlarından.

Kitabın konusu

Ölen Hayvan, cinsel tutkularının peşinden gitmek için eşini ve oğlunu geride bırakan bir akademisyeni konu almakta. Cinsel çekim algısı yaratan katmanların yanısıra kadının ve erkeğin seksüel eşitsizliğinin cüretkar ve iddialı bir dışa vurumu. Yaşını başını almış entelektüel bir portrenin hayli kusurlu, bencil ve popüler bir iç dökümü olarak, yer yer Woody Allen filmlerini çağrıştıran pervasız bir kombinasyon.

“Fransız flört sanatı beni hiç ilgilendirmiyor. Ama vahşi dürtü ilgilendiriyor. Hayır, bu baştan çıkarma falan değil. Bu, komedya.”

Asap bozucu ölçüde cinsiyetçi bir karakter olan akademisyen ve saygın kültür-sanat eleştirmeni David Kepesh, uğruna evi barkı terk ettiği erotik meraklarının peşinde öğrencileriyle yatarken -ve bu icraatlarını kariyerini tehlikeye atmayacak, medyatik otoritesini sarsmayacak bir düzen içerisinde ifa etme becerisi sergilerken- Consuela Castillo’ya çarpar. Çarpar, çünkü aklını başından alan bu kız, onun seks oyuncağı olmak yerine kerli felli özgüvenini yerle bir edecek denli vahşi bir ihtirasın öznesi olur.

Bir survivor parkuru olarak: öğrenci-öğretmen aşkı

“Genç bir adamın yakında onu keşfedip benden çalacağını biliyordum. Biliyordum, çünkü o genç adam bir zamanlar bendim.”

“Yaşımız yüzünden, zevki tadıyorum ama özlemeyi asla durduramıyorum. Bu daha önce hiç olmadı mı? Hayır. Daha önce hiç altmış iki yaşında olmadım ben.”

Böyle konuştuğunda, insanın anlayış gösteresi geliyor David karakterine. Ancak onu zehirleyen kışkançlığın verdiği acıların yanında Consuela’ya neler olduğunu gördükçe anlayış eğiliminin yerini öfke alıyor.

“Herhangi biri, herhangi cinsten bir başkasını, aralarında seks olmadıkça büyüleyici buluyor mu?”

Bu arada Bay Kepesh’in bir de uzatmalı sevgilisi olduğunu ve onun da eski bir öğrencisi olduğunu kayda geçmeyi ihmal etmeyelim. Fakat en kötüsü bu da değil. En kötüsü belki de, pişman olduğu evliliğinden olan yetişkin oğluyla arasındaki sağlıksız hesaplaşma.

Ölen Hayvan’ı Philip Roth’a giriş gibi düşünürsek şu haberi de vermek gerekir ki, Roth serisine bu kitapla başlayan Monokl Yayınları birçok Roth kitabını daha yayına hazırlamakta.

Philip Roth (by Nancy Crampton)

Bol ödüllü ve sansasyonel Bay Philip Roth

1969’da yayımladığı Portnoy’un Feryadı ile dünya çapında ünlenen Roth, bilinç akışı benzeri bir biçim tekniğini ve bir iç hesaplaşma arzusunu dile getiren kitabıyla büyük yankı uyandırdı.

1993 yılında Pen tarafından Faulkner Ödülüne değer görülen Roth diğer birçok ödülün yanısıra, Vietnam sonrası dönemi anlattığı Pastoral Amerika ile 1998’de Pulitzer Ödülüne layık bulundu.

Filme de uyarlandı

Sinemacıların radarına da elbette girmiş olan Ölen Hayvan, Ben Kingsley ve Penélope Cruz’un baş rollerinde yer aldığı 2008 yapımı Elegy adlı filme kaynaklık ediyor. “Aşkın Peşinde” adıyla aynı yıl Türkiye’de de gösterime girmiş olan film ile kitap arasında ise ciddi farklar var. Özellikle David Kepesh karakterinin yarattığı duygu temelinde.

Uyarlama film, kitabı en iyi yansıtmaktan ziyade kendini ‘iyi’ yapmayı önceleyen bir üretim elbette. Bu çoğu kez kitaba sadakatsizlik ya da ihanet olsa da işin doğası böyle. Kitabı okumayan milyonlar için yapılıyor film neticede. Bay Kepesh’i neredeyse temize çekip, karizmatik ve onaylanabilir bir portre gibi çizmesini bununla açıklayabiliriz belki burada da.

Sonuç olarak, ahlaki olarak aşağılayıcı olan bazı meseleleri ortaya saçıyor bu kitap. Görmezden gelinerek yok olmayacak türden, kirli ve kibirli erkeğin bir vekilidir bu öyküdeki anlatıcı, nihayetinde. Kitabın çekim gücü de bu, bana kalırsa.

“İnsana yapılmış büyük biyolojik şaka, karşısındaki kişi hakkında hiçbir şey bilmeden ondan hoşlanıyor olması. İlk anda her şeyi anlıyorsunuz. Başlangıçta birbirinizin dış görünüşüne çekiliyorsunuz ama aynı zamanda karşınızdakinin bütün boyutlarını seviyorsunuz. Ayrıca bu cazibenin eşit olması da gerekmiyor: Kız bir şeyden etkilenir, siz başka bir şeyden. Dış görünüş, merak ve sonra, güm, boyut.”