Begüm Kütük’le Gloria seansı

“EN KISKANDIĞIM KADIN KATE WINSLET…”

Bugünkü sinema arkadaşım, şu sıra Çalıkuşu dizisindeki ‘Neriman’ karakteriyle adından söz ettiren oyuncu Begüm Kütük Yaşaroğlu. Birlikte izleyeceğimiz film konusunda ısrarda bulunmadı, yoğun set hayatından dolayı gidemediği birçok film vardı. Başka Sinema bünyesinde vizyona giren Gloria’ya alıyorum biletleri. Öğlen seansı olmasına rağmen epey dolu bir salonda izliyoruz filmi. Çıkışta biraz yürüyüp kahve eşliğinde sohbet edebileceğimiz rahat ve sıcak bir cafeye geçiyoruz ve kayıt başlıyor…

afis_gloria

Nasıl buldunuz Gloria’yı?

Çok güzel bir filmdi, bir kere samimiyetini sevdim. Başroldeki Paulina Garcia (Gloria) muhteşem oynamış, çok beğendim oyunculuğunu. Biraz da hüzünlendim açıkçası. Kadın her yaşta kadın ve istekleri beklentileri hiçbir şekilde bitmiyor. İstediği kadar anneanne-babaanne olsun, içindeki o kadınlık hiç bitmediği için beklentileri, arayışları var. Sonra Şili’de geçiyor film ve Şili bize çok benziyor. Onların da bir darbe geçmişleri var, onlar da kendi yaralarını sarıyorlar. Onların da gündeminde protestolar, yolsuzluklar, bir sürü sıkıntılar var. Ama tabii kadın orada daha birey ve daha özgür olabildiğinden, isteklerini daha kolay dile getirebiliyor. Ama o yaşta da aşk acısı en çok koyan şey galiba insana, hı?

Bilmem, kendimizi yerine koyalım; siz 58 yaşında yeniden bekâr olsanız mesela?

Ya, işte, hayat devam ediyor! Beden değil ama ruh belki 20 yaşında. Ve o yaşta da cinsellik olabildiğini, çok tutkulu aşk olabildiğini, hayatın devam ettiğini görüyoruz yani…

Umut mu verdi Gloria?

Vermez mi, büyük umut verdi. Yani açıkçası kendi anneme bile ne kadar haksızlık ettiğimi düşündüm. İçinde müthiş bir enerji var, dostlarıyla seyahatler onlar bunlar. “Sen bu enerjiyi nereden buluyorsun, sen annesin…” derdim hep. O yüzden çok etkilendim filmden. Erkek de, kadın da 20’sinde ne ise 70’inde de o, anasını satayım! Bayıldım ama kadının yaptığı eyleme, sonsuz destekliyorum. İdolümüz Gloria!

Peki, hayatınızda gittiğiniz ilk film?

Benim ilk bir film travmam var, asıl onu söyleyeyim. Yaklaşık on beş senedir korku filmi izleyemiyorum -ki mesleğim bu, biliyorum o kamera arkasında neler döndüğünü. Ama ben 80 doğumluyum, bizim zamanımızda kaset furyası vardı ve pazarları bizim film izleme seremonimiz olurdu. Bir pazar kahvaltı ederken annebabam yanlışlıkla bize ‘Hayvan Mezarlığı’ filmini koydular. Ama yazık, hiç farkında değiller. Ve biz ablamla paralize olup o filmi izlemiştik. Çok korkmuştum. Uzun bir zaman dolap içlerine bakamadım, yatak altlarına bakamadım, aynalardan korktum. Bayağı bir travma oldu.

Çok fenaymış! Ya ilk sinema maceranız?

‘Jurassic Park’a götürmüştü annem, çok heyecanlanmıştım. Hiç unutamadığım bir sahne vardır -mutfak sahnesiydi- çocuklar bir yere saklanıyordu… Bir dinozor koşuyor koşuyor, çocukları yemek için bir hamle yapıyordu ve meğer o, çocukların mutfaktaki metalik aksamdaki yansımasıymış! Çığlıklar atıp paniğe kapıldığımı hatırlıyorum…

Nerede izlemiştiniz?

İzmir, İzmirliyim ben. Alsancak’ta İzmir Sineması olabilir…

Gelelim bugüne, ideal sinema partneriniz kimdir?

Erdil (Yaşaroğlu, eşi) bunun için çok iyi bir partner. Biz her pazar sinemaya gidiyoruz. Ama şöyle bir şey var, ben Amerikan sinemasından başka Avrupa ve İran sinemasına da çok ilgi duyuyorum. Ağır yönetmen filmlerinden de hoşlandığımdan, Erdil’le uzlaşamadığımız filmler de oluyor. O yüzden tek başıma gitmeyi de tercih edebiliyorum.

Favori gün, seans takıntılarınız var mı?

Var, sabah çok afyonum patlamaz açıkçası. Altıdan sonrası candır benim için.

Şimdiye kadar izlediğiniz en güzel 3 film?

Lars von Trier’in ‘Melankoli’sini çok sevmiştim. ‘Bir Ayrılık’ (Yön: Ashgar Farhadi) en sevdiğim filmlerden birisi. Üçüncü filmim de, biraz ağır olacak gerçi ama Terrence Malick’indi galiba, ‘Hayat Ağacı’.

“Onun bir filminde olsam daha ne isterim!” dediğiniz yönetmenler?

Tim Burton! Karısı Helena Bohem Carter’ı öyle kıskanıyorum ki… Gittim o yüzden karikatüriste vardım! (Gülüyor) Çok isterdim onun bir filminde rol almayı, bayılıyorum. Onun bir filminde Johnny Depp’le partner olmak mesela, ne kadar güzel olurdu…

Ve sıradaki soru da tam da bu, “Mutlaka birlikte oynamak isterdim” dediğiniz aktörler?

Johnny Depp yani. Çok isterdim, çok arzu ederdim. Her kadının rüyasıdır elbette Brad Pitt’le bir film çekmek isterdim. Ama mümkünse romantik komedi olsaydı, böyle birbirimize sarılsaydık, birbirimizin gözünün içine baksaydık… Robert Downey Jr.’ı da çok beğeniyorum, o koca gözleri çok hoşuma gidiyor. Başka bir sürü var; Sean Penn, Al Pacino! Godfather zamanları özellikle, o güzel zamanları…

Yerli isimler de alalım?

Fırat Tanış’ı çok yetenekli buluyorum, Türkiye’deki erkek oyuncular arasında çok beğendiğim isimlerden biri. Onun dışında, Kartal Tibet’e âşıktım ben küçükken. Büyüyünce onunla evleneceğim, derdim. Aradan yıllar geçti, ben büyüdüm ve Kartal Tibet benim yönetmenim oldu Hayat Güzeldir’de! Daha tanıştığımız ilk gün dedim, “Size ne kadar âşıktım biliyor musunuz?”… İnsan ne kadar yaşlansa da gözler değişmez ya hani, o sette bazen baktığımda o adamı görüyordum karşımda. Çok acayipti…

“Benim kadınım” dediğiniz aktrisler kimler?

Meryl Streep, idolüm! Gençliğine göre biraz daha yaşlı görünüyor sadece. Estetiğini kim yapıyorsa çok güzel yapıyor bence. Ve çok güzel yaşlanıyor. Hala onu ekranda ve perdede görmekten sonsuz keyif alıyorum. Sadece o değil, Julianne Moore’u çok beğenirim, Michelle Pfeiffer, Nicole Kidman, hepimizin canıdır. Reader’daki Kate Winslet… Hayattaki en kıskandığım insan diyebilirim.

Türk sinemasının güncel durumunu nasıl görüyorsunuz?

Eskiden daha çok yaz döneminde çekilirdi filmler, çünkü oyuncuların daha uygun ve boş olduğu zamanlardır. Işıktan daha fazla faydalanabilirsin, mevsimsel olarak daha kolaydır çalışmak. Ama şimdi artık dört mevsim film çekiliyor ve çok fazla proje var. Böyle olduğu için yüksek görüyorum oyuncuların şansını. Daha fazla teklif oluyor, vaktin oldukça daha fazla değerlendirebiliyorsun. Sektörde olan her işe çok saygı duyuyuyorum.

Yapımcı ya da yönetmen olsanız, kendinize nasıl bir rol verirdiniz?

Çok hastalıklı belki ama Melankoli’deki Kirsten Dunst’ın rolü çok güzeldi. Çok isterdim öyle bir rolde oynamayı…

Filmleri yarıda bırakıp çıkanlardan mısınızdır?

Asla! Sabırlıyımdır, beklerim, ne anlatacak o film bana… O dünyaya giriyorum ve o dünyayı yaşamak çok keyif veriyor. O iki saat çok kıymetli.

Son soru, bugüne kadar sinemada başınıza gelen en acayip şey?

Çok tatlı bir tecrübem var. Bir buçuk sene önce Şirinler ilk geldiğinde, ablam dedi ki, “Mert’i sinemaya götüreceğim hadi gel.” Yeğenim Mert 4 yaşlarında o zaman ve ilk sinema tecrübesi olacakmış fakat ben bilmiyorum. Gittik, ışıklar kapanınca Mert bir korktu, bir anda bir sesler falan derken kendini filme öyle bir kaptırdı ki… Gargamel’den nefret etti, perdenin önüne gelip “Gargamel! Şirinleri rahat bırak, rahat bırak!” diye kendini yerden yere atmaya başladı. Bir çocuğun en saf duygularıyla nasıl izlediğini gördüm ve iki saat boyunca onu izledim. O kadar etkisinde kaldı ki, acaba biz de mi öyle izlemeliyiz filmleri?

Bu seansımız da böylece son buluyor sevgili sinemaskop randevular takipçisi. Gelecek sefere yeni bir konukla yeni bir filmle ve bambaşka sinema tecrübeleriyle buluşmak üzere. Herkese iyi seyirler.

Sevim Gözay – Ocak 2014

begum kutuk_sinemaskop