Bana sevmeyi “sinemada” anlat, hadi ama hadiii!

Ay Yapım’ın kulağına kar suyu kaçırıp göle bir maya çalayım naçizane buradan. Bakarsın tutar…

Erken başladı çabuk bitti maalesef ama bu sezon favori yerli dizim Bana Sevmeyi Anlat adlı yapımdı (Fox TV). Gösterildiği günü iple çekiyordum desem yeridir. Seda Bakan (Leyla), Kadir Doğulu (Alper), Mustafa Üstündağ (Haşmet), Mine Kılıç (Ezgi), Serdar Özer (Engin), Bihter Dinçel (Suzan), hepsi de çok yakışıyorlardı rollerine. Bakmalara doyulmuyordu. Dolunay Soysert’i (Canan) izlemek ise ayrı bir zevk, ayrı bir heyecandı. Canlandırdığı über elit, güçlü, zeki ve de cadılar cadısı dergi patronu performansı bana ilk bölümden itibaren Şeytan Marka Giyer / The Devil Wears Prada (2006) filmindeki Meryl Streep’i hatırlattı. Çok ama çok başarılı bir performans çıkarttı Soysert, ‘Canan’ rolünde.

Filmi ve diziyi izleyenler iki karakter arasındaki benzerliği hemen yakalayacaktır. Sadece Canan karakteri değil elbette Seda Bakan’ın canlandırdığı asistan Leyla karakteri de filmde Anne Hathaway’in oynadığı asistanı bire bir çağırıştırıyor ki ikili arasındaki ilişki de filmle paralel zaten. Dizide favorim olan tipik “cadı patron-masum asistan” sekanslarından birini buradan izleyebilirsiniz.

seytan marka giyer asistan

“Vay taklitçiler” imasıyla ilgisi yok bu yazının. Bilakis ben bu benzerlikten büyük keyif aldım izlerken. Senaryosu, rejisi, kurgusu, müzikleri ve oyunculuklarıyla müthiş elektrikli, akıllı ve duygulu bir işti, Bana Sevmeyi Anlat. Çok başarılıydı. Ancak seyirci nedense hak ettiği ölçüde yakalayamadı bu diziyi. Arka Sokaklar ve Kiralık Aşk karşısında zorlandı, o yapımların oturmuş izlenme alışkanlıklarıyla yarışamadı, gün değiştirdi vs.

Neyse, unutmayalım ki Yaprak Dökümü de ilk sezon seyirciyle buluşmada epeyi zorlanmış ama çok geçmeden televizyon tarihine adını altın harflerle yazdırmıştı. Ki, on yıl önceki o efsane yapımın yönetmeni de yine Mesude Erarslan’dı ve müziklerde yine Toygar Işlıklı imzası vardı. Aynı kalite ve ufuk bu dizide de mevcuttu ama erken final yaptı işte maalesef. Bir bölüme sığdırdıkları aksiyon ve maceranın haddi hesabı yoktu. Deniz Akçay Katıksız’ın öyküsü ve senaryosu olduğunu not ettikten sonra dileğimi üfleyebilirim: Keşke sinema versiyonunu yapsalar da zevkle izlesek! Ay Yapım’ın kulağına kar suyu kaçırıp göle bir maya çalayım naçizane buradan. Bakarsın tutar…