Aşkın bilimi

Dünyanın tarihi kadar eski bir duygu durumu, “aşk”ı anlamaya adıyoruz kendimizi bu yazıda. Nereden icap etti derseniz, izlediğim bir doküdrama oldu buna sebep ve öğrendiklerimi sizlerle paylaşmaya karar verdim.

Aşkın tarifini yapmayı mümkün bulmayız çoğumuz. Bilim insanları da böyle düşünüyor olmalı ki aşkın mekanizması, kimyasal boyutları, beyin faaliyetleri, kalbin tepkileri gibi birçok fizyolojik süreç üzerinden bu muammayı araştırmışlar. İzledikçe kapılıyor ve kendinizi ölçmeye başlıyorsunuz. Kimi zaman “aptallık”, kimi zaman “tutku” hatta “karasevda” dediğimiz aşk hastalıklarımızı anlamaya ve sorgulamaya itiyor kişiyi. Bunun elimizde olmayan fizyolojik bir durum olması gayet iç rahatlatıcı esasen.

Aşk, bir anlamda bir “hapis”tir. Ve bu hapse, kalbimiz değil beynimiz karar verir. Aşk uyarıları, beynimizin en yaşlı kısmı olan ve cinsel iştahımızla beslenen “hipotolamus”un derinliklerinden kaynaklanıyor. Sinir ileticileri oradan başlayarak, geçmişteki deneyimlerimizin ayrıntılı bilgilerini sakladığımız beyin kortekslerinin farklı loblarına doğru ateşleniyor. “Fenil Etil Amin” (PEA) bizi aşık olmaya iten, aşkı tetikleyen başlıca kimyasal madde. Daha düşük seviyede salgılanan “serotonin” adlı başka bir sinir ileticisi sayesinde ise aşk, karşı konulmaz hale geliyor”.

Aşkta burnumuzun dikine gidiyoruz!

Nörologların yaptıkları araştırmalar sonucunda, farkında bile olmadığımız kokuların, aşık olma mekanizmasını tetikleyebildiği görülmüş. Uzmanlar, iyi bir sevgiliyi kötü bir sevgiliden ayırmakta, kelimenin tam anlamıyla “burnumuzu” takip ettiğimizi söylüyor.

İsviçre’de yapılan bir tıbbi deneyde, kadınlardan, farklı erkekler tarafından iki gece giyilmiş ve yıkanmamış tişörtlere not vermeleri istenmiş. “Kesinlikle itici”den, “inanılmaz seksi”ye kadar bir yelpaze sunan notlara göre kadınlar, genetik karşıtlarına yöneliyor.

Bu deneyin sonucuna göre, kadının kalbine giden yol burnundan geçiyor!

Bir başka araştırmaya göre, birinin bize aşık olmasını istiyorsak, onu korku veren, tüylerini ürpertecek bir yere götürmemizi söylüyor. Uzmanlara göre, ilk buluşmalarda lunaparklardaki korku trenlerine ve korku filmlerine gidilmesi tesadüf olamaz.

Aşk ve bağımlılık

Aşık olmak bağımlılık yapabilir. Psikiyatristler böylelerine, “romantizm düşkünü” diyor. Bu durumdaki kişi, aşkın ve tabii damarlarında dolaşan “dopamin”in yarattığı sarhoşluğun peşindedir.

Bazılarımız için aşık olmak, sadece filmlerde görülen bir şeydir. 16 – 55 yaş aralığındaki Amerikalıların üçte biri bekar ve neredeyse hepsi aşkın peşinde.

Los Angeles’ta doğru eşi bulma sürecini hızlandırmayı hedefleyen bir topluluk var. Eş arayan Musevi bekarlar her hafta toplanıyor ve ayarladıkları hızlı buluşmalarda, mümkünse aşık olmaya çalışıyorlar. Katılan herkes, form üzerinde buluşmak istediği kişiyi işaretliyor. Eğer iki kişi de birbirini işaretlediyse eşleşmiş oluyorlar.

Yapılan anketlerde, aşıkların % 30 – 40’ının birbirlerine ilk buluşmada aşık olduğu gözleniyor.

“Klitoristen sonraki en duyarlı yer”

Fiziksel görünüşe hemen her toplum büyük önem veriyor. Ama iyi görünmenin temelinde yakışıklı ya da güzel olmak yatmıyor. Hatta çok yakışıklı ya da çok güzel olmak, önyargılar nedeniyle dezavantaj da olabiliyor.

“Kissing the War Goodbye in Times Square” by Victor Jorgensen, 1945, LIFE Magazine

Ruhumuzu tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermek, baştan çıkarıcı bir risktir. Bu riskin karşılığı “güven” olduğu takdirde, arkasından “gerçek aşk”ın gelme olasılığı yüksektir.

Hem kadın hem erkek, kur döneminin başlarında, birbirlerini uzun uzun süzerler. Sonra birbirlerine dokunurlar. Genellikle, ilk dokunan kadındır. Erkek irkilip geri çekilmediği takdirde, tekrar dokunacaktır.

Öpücük, sevginizin mührü gibidir. Öpüşme sırasında iki sevgili, birbirlerine dudaklarıyla dokunur. Dudak, insan vücudunun “klitoris”ten sonraki en duyarlı yeridir.

Diğer yandan, bilim artık aşkı gösterebiliyor, sevgilisine aşık olduğunu ya da olmadığını söyleyen birinin o an beynini tarama imkanınız olsa, yalan söyleyip söylemediğini ispat edebilirsiniz. Öyle ki günün birinde sevgilimizin verdiği sözlere değil, onun beyin taramasına bakmamız gerekecek.

Aşk, davetsiz bir misafirdir

Beynimizin hangi bölgesinin sorumlu olduğunu bilmek, duygularımızın keyfini çıkarmamıza engel değil. Şairler gibi bilim insanları da aşkın büyüsüne kapılabiliyor. Ama aşık olmak, sadece bir başlangıç.

Aşk, kalkıp gitmeyen davetsiz bir misafir gibidir. Yavaş yavaş tüm zihninizi ele geçirir. Bir an gelir ki, onun etkisi altında kendimizi neredeyse çaresiz hissederiz.

Başka bir insanın hissettiklerini aynı anda deneyimleme süreci olan “empati”, insanları bir arada tutmada ve aşk alevini körüklemede büyük rol oynar.

Karşılıksız aşk

Başkasına duyduğumuz aşk karşılıksız kaldığında, tarihte “karasevda” olarak bilinen aşk hastalığına yakalanırız. Dünyamızda, karasevda da aşk kadar eskidir. % 95’imiz 25 yaşına kadar, en az bir kez karşılıksız aşk yaşıyoruz.

Karşılıksız aşk, kişinin ortalıkta dolaşarak tehlike saçmasına ve şiddete başvurmasına sebep olabilir. Tıpkı Jodie Foster’a olan aşkı yüzünden başkan Reagen’a suikast girişiminde bulunan John Hinckley örneğinde olduğu gibi… Hinckley bugün hala, mahkemeden sonra gönderildiği akıl hastanesinde.

The Adobe Image Library ©1998

“Kıskançlık ve şiddet ölümcül bir karışımdır”

Aşk, insan doğasının neşeli ve aydınlık yönüdür. Fakat doğamızın bu aydınlık yönünü bazen, tek bir kişiyle yaşamadığımız da olur.

“Serbest aşk”, elde edilmesi çok güç bir idealdir. Bu tür özgür evliliklerin % 90’ı yürümemektedir. Kıskançlık dediğimiz güçlü duygu, serbest aşka ulaşmayı amaçlayan ütopik çabaları engellemiştir.

Özgür ilişkiyi yaratma çabalarının çoğu erkeklerin başının altından çıkar. Tıpkı üçlü cinsel ilişki ve grup seks fantezilerinde olduğu gibi. Bu, erkeğin cinsel çeşitlilik arayışıdır.

Araştırmalar, erkeklerin yarısından çoğunun, kadınların ise üçte birinin, evliliğin herhangi bir aşamasında eşlerine sadık kalmadığını gösteriyor.

Aşk kıskançlığının sonuçları korkunç da olabiliyor. Bir çok toplumda, bir suçun tutku adına işlenmiş olması hafifletici neden sayılmış ve avukatlar tarafından ceza indiriminde bulunulması talep edilebilmiştir. Kıskançlık ve şiddet ölümcül bir karışımdır.

Aşk bir savaş meydanı

  • Dünyada, evlenen çiftlerin neredeyse yarısı için evlilik masalı boşanmayla bitiyor.
  • Kalıcı aşka giden yolda dört aşama var: Cazibe, coşku, şans, azim.
  • Boşanmadan önce en sık rastlanan ifade: karşı tarafı hor görmektir.
  • Bilim insanları, çiftlerin felsefi anlayışları birbirine ne kadar yakınsa, ilişkide o kadar mesafe alabilecekleri görüşünde.
  • Yolunda giden evliliklerde, cinsiyet ayrımına neredeyse hiç rastlanmaz. Cinsiyet ayrımı, evlilikler bozulmaya başladığında ortaya çıkar.
  • Aşk bir savaş meydanıdır. Çoğu kişi aşkı devam ettirebilmek için muharebeden muharebeye koşar.

Sevim Gözay

Kız Kulesi – Nokta, Sayı: 19, 2007

Not: Bu yazıya kaynaklık eden “Aşkın Bilimi” adlı DVD National Geographic’ten çıktı ve üç bölümden oluşuyor: 1 ) Nasıl Aşık Oluruz? 2) Aşkın Gücü 3) Aşk nasıl kalıcı kılınır?