Afganistan’ın “erkek” kızları

Kabil’in Gizli Kızları, Jenny Nordberg (YKY, Ağustos 2016)

“Bu dünyada her şey olmak isterdim
ama Afgan kadını değil
bir papağan olabilirdim
dişi bir koyun
geyik ya da
ağaçta yaşayan bir serçe
ama Afgan kadını değil”

Dünyanın en katı cinsiyet ayrışmalarının yaşandığı Afganistan kültüründeki günlük yaşamın akıl almaz gerçeklerini gözler önüne seren bir kitap var raflarda. İsveçli araştırmacı gazeteci Jenny Nordberg, kız çocuğu olarak büyümenin ne anlama geldiğine dair tüm fikirlerinizi altüst edecek gizli bir geleneği gün yüzüne çıkarıyor: ‘Erkek kılığındaki Afgan kızlarının bilinmeyen hikâyesi’ altbaşlığıyla sunulan Kabil’in Gizli Kızları, ŞahikaTokel’in çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.

Hatırlayacaksınız, 2003 tarihli Afgan yapımı Osama adlı filmde Taliban yönetimi esnasında erkek çocuğu kılığına giren bir genç kızın hikâyesi anlatılmaktaydı, ancak o bir kurguydu.

kabilin gizli kizlari_kapak

Nordberg’in kaleme aldığı bu kitap ise bizzat tanıklıklara, tecrübelere dayanıyor. Afgan kadınlarını konu alan bir televizyon belgeseli ile Robert F. Kennedy Gazetecilik Ödülü kazanan Nordberg’in aktardığı olayların çoğu 2010 – 2011 yılları arasında geçiyor.

Erkek çocuk doğuramayan kadınların ‘eksik’ sıfatıyla damgalandığı Afganistan’da, başarı ve itibar için en az bir oğul sahibi olmanın bir zorunluluk olduğunu kaydediyor yazar. ‘Kaydetmek’ fiili önemli, çünkü yine kitaptan öğreniyoruz ki kadınların tarihi bugüne kadar pek kayda geçirilmemiş ülkede.

Afgan kadınlarını en yakından tanıyanlar ancak ve ancak diğer Afgan kadınları. Öylesine içe dönük, öylesine saklı bir dünya. Başvurulacak bir çocuk koruma kuruluşu yok. İstatistik tutan güvenilir bir makam yok. Oturmuş bir araştırma üniversitesi ya da uygulaması yok. Ülkede kaç kişinin yaşadığı bile net değil.

Yardım kuruluşları 23 – 29 milyon arası rakamlar ortaya koyuyor. Otuz yıllık aralıksız savaş ve göç hareketleri kesin nüfus rakamları elde etmeyi imkânsız kılıyor. Karmaşık etnik yapılar ve Pakistan’la sınırın tam neresi olduğuna dair süregiden tartışmalar işi daha da içinden çıkılmaz hâle getiriyor.

Oğlan kıyafetiyle gezen kız çocuklarının varlık nedeni en kaba tabirle, toplumsal kurallara uyum gösterme ve ağır mahalle baskısından korunma çabası. Hikâyenin başkahramanı olan kadın bir milletvekili olduğu hâlde çareyi en küçük kızını oğlan kılığına sokmakta bulmuş. Çünkü o hem kocasının ve ailesinin, hem de şehrinin ve ülkesinin onurunu taşıyor. Toplum gözündeki itibarı onun için hayati öneme sahip ve Afganistan’da ‘itibar’ sembolik olmanın dışında bir anlam taşıyor.

Oğlan çocuğu gibi giydirilen ve dışarıya böyle tanıtılan kızlar, ‘oynadıkları’ erkek rolünü normalde ergenliğe kadar sürdürüp sonrasında bırakıyor ve tıpkı diğer kızlar gibi evleneceği güne hazırlanıyor.

Ancak girdiği rolden çıkamayıp -veya çıkmayı reddedip- ileri yaşlara değin erkek kılığında yaşamayı sürdüren kadınlar da var. Bir aşiret köyünde yaşayan Dayı lâkaplı karakter gibi… Yabancıların onun sarık ve erkek kıyafetleri giymiş yetişkin bir kadın olduğunu anlamaları hayli zaman alıyor. Köydeki kadınlar ‘Dayı’nın aslında bir kadın olduğunu bildikleri halde icra ettiği erkek rolüne karşı saygıda kusur etmiyorlar. Baş döndürücü bir cinsiyet rolleri karmaşası…

Görece tanıdık ataerkil İslâmi motifler barındırıyor gibi görünse de Afganistan’ı anlamaya çalışırken çağdaş kodlarımızın bir yardımı olamıyor. Afganistan gerçekleri biz laik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kavraması bakımından çok zor. Batılı gazeteciler ve bölgedeki yardım kuruluşlarının temsilcileri için daha da ileri zorluklar barındıran bir kültür. Böyle bir ülkede kıyafet değiştirip ‘öte tarafa’ geçmeyi muhalif bir tutum olarak kışkırtıcı bulanlar da var. Çünkü kızlar ancak ‘erkek’ olunca özgürleşiyor.

Taliban iktidarına kıyasla caddelerde daha çok kadın olsa da burka hâlâ çok yaygın. Kadınlar nadiren çalışıyor ve kocaları yanlarında olmadan dışarıya çıkamıyor. Kız çocuklarının durumu da farklı sayılmaz. Uçurtma uçurmak, içinden geldiğince gülmek, sokaklarda koşmak, hoplayıp zıplamak, arabanın ön koltuğunda oturmak ya da babanın elinden tutup yürümek ancak oğlanların yapabileceği şeyler.

Afganistan’ı anlayabilmek için önce toplumların örgütlenişiyle ilgili Batılı varsayımlarımızı bir kenara bırakmalıyız, diyor yazar. Dilin şiir olduğu ve az sayıda kişinin okuyup yazabildiği ama okuryazar olmayanların Peştu ya da İranlı şairlerin eserlerini ezbere bilmesinin ve birden fazla dil konuşmasının olağan sayıldığı bu yerde, yabancıların yerleşik doğruları ve değişkenleri ayırt etmesi kolay olmayabilir.

Kadınlık, erkeklik ve eşitlik hakkında bildiğiniz, alıştığınız, razı geldiğiniz veya mücadele ettiğiniz ne varsa yeniden düşünmenizi sağlayacak bu belge kitabı kaçırmayın. Her cümlenin altını çizmek isteyeceksiniz, “Bu dünyada her şey olmak isterdim / ama Afgan kadını değil” diye başlayan satırları ise asla unutamayacaksınız.

Sevim Gözay – Posta Kitap (Ağustos 2016)